Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Din Bölümü İslamiyet Din ve İnanç

Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak

 Din ve İnanç forumunda yer alan Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak konusu, Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak · Coğrafi keşiflerle bilindik topraklara saldıran ve yerli halkları katledenler insanlığa zulmettiler. Kazanmak için yola çıkanlar başka ulusların ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 23-Mart-2013, 11:56   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak

Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak

· Coğrafi keşiflerle bilindik topraklara saldıran ve yerli halkları katledenler insanlığa zulmettiler. Kazanmak için yola çıkanlar başka ulusların mülklerini gasp ederek ve öldürerek zamanla kendi saltanatlarını kurmuşlardı. Amerika’da petrol kuyularına sahip olan baronlar hala da saltanatlarını sürdürmektedirler. Gözleri doymayan ve dünyaya hırslanan bu anlayış yeryüzünü sömürmüş ve Ortadoğu’yu savaş alanına çevirmiştir. Yeryüzü nimetleri Ademoğullarının ortak malı iken bir zümre tarafından yeryüzünün sahiplenilmesi tüm düzeni bozmuş ve haksızlıklar yaşanmasına neden olmuştu. Yeryüzü nimetlerini paylaşmayan ve herkesin faydalanmasını engelleyen bir anlayış vardı. Kazanç iştahlı zalim yönetimler devri yaşanmıştır. Bir kısım egemenlerin krallığı ve sefası için yeryüzü halkı sıkıntıda bırakıldı ve insanlar katledildi.
· Şeytanın egemenliği 1800 lü yıllarda Osmanlının kıtalarda egemenliğini kaybetmesiyle başladı. İnançsızlar, pek çok ulusta sömürgecilik elde etmekle uğraştı. İmparatorluğun dağılışındaki yaşanan süreçler ve ulusların Osmanlıdan ayrılması insani merkezli bir otoritenin kayboluşuyla ortaya çıkmıştı. Dünya için bir mücadele ve yarış başlamıştı. Bu güçlü olma ******* belli kaygılarla ortaya çıktı. Bu kaygılar da şeytanın asılsız söylemleriydi. İnsanlar hiç birbirlerine güvenmediler. Sonra da parçalandıkça parçalandılar. Dinlerde, mezheplerde, ailelerde, kültürlerde, etnik kökenlerde, ırkçılıkta, her alanda parça parça oldular. Herkes bir diğer gurubu kötü görüyor ve ötekileştiriyordu. Dünya zamanla çok daha kötü bir hale gelmişti.
· Napolyon 1789 yılında Mısır’ı işgalinden sonra Osmanlı ve Fransa’nın Ortadoğu’da mücadelesi olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun gerileyişiyle dağılması artmıştır. Fransa bölgede etkinliğini arttırmıştır. Osmanlı son iki yüzyıl boyunca batının egemenliğinde kalmıştır.
· İngiltere Fransa ve Rusya’nın kazanma hırsı ile şekillendirdiği dünyada ABD gibi menfaatçilerin birlikteliğini kuran birlik ortaya çıkmıştır. Bu birleşik devletler zamanla dünyaya egemen olup kendilerince İsrail devletini kurmuştur. Tanrının vaat ettiği İsrail karalığını yavaş yavaş hazırlamaya çalışan sapkın inanışlı insanlar kendilerini doğru yolda ve dinin temsilcisi saymışlardı.
· 1800 lü yıllarda başlayan büyük değişim ve dünya için hızlı yarış bir hastalık gibi yayılmıştır. Gücün insani değerler, adalet ve barış gibi alandan çıkıp maddi alanlarda sağlanması Osmanlıyı çökertmiştir. Sanayi devrimi sanayi toplumuna sanayi toplumu da sınırsız tüketime kapı açmıştı.
· 1900 lü yılların başında Osmanlının yıkılmasıyla büyük bir kaos ve kargaşa çıktı. Bu dönemde hukuksuzlar, çeteler, hırsızlar, kanunsuzlar devlet yönetimlerine egemen oldular. Ülkeler daha çok parçalandı. 1950 lere doğru küresel güçler sömürgecilik çatısında toplandılar.1900 lü yılların sonlarında inananlara tam savaş açıldı.
· 1910 lu yıllarda dünyaya sahip olma arzusundan doğan çatışma ve savaş psikolojisi 1914 yılında birinci dünya savaşını yaşattı. Ardından ikinci dünya savaşı, ardından bölgesel mücadeleler, ardından soğuk savaş dönemleri, ardından silahlanmada yarış yaşandı. Sonrasında insanlık dünya için mücadele edince karanlık bir dibe gömüldü. Savaşlar ve soğuk savaşlar döneminde insanlık inançsızlığın ve dinsizliğin etkisinde kaldı.
· Osmanlı Adalet dağıtıyor ve insanlığı kolluyordu. Silahı geliştirenler öldürerek hakim olmak istediler. Osmanlıyı zayıflatınca tanrı tanımazlar yeryüzüne egemen oldu. Sonra da Osmanlıyı karalama anlayışı üzerinden siyaset yaptılar.
· Yeryüzünde inananların egemenliği Osmanlının dağılmasıyla son bulmuş ve yeryüzünde inançsızların tam hakimiyeti sömürgecilikle ve baskıyla görülmüştür.
· Osmanlının yıkılışıyla yeryüzünde insanlığa sahip çıkacak güç de beraberinde yıkıldı. Yeryüzünde adalet dağıtacak, birleştirecek, barış ve huzuru sağlayacak imparatorluk boşluğu yaşanmıştı. Dünyadaki bu boşlukta denizlerde korsanlık gün geçtikçe arttı. Onlar ticaret değil gayrimeşru yöntemlerle kazançlarına kazanç kattılar. Güçlenenler koloniler kurdular. Sonra yönetimlere egemen olanlar sömürgeciliğe başladılar. Feodalizmden kapitalizme geçişte çok acılar çekildi.
· Osmanlı çöktükten sonra bir zamanlar Amerika, bütün Ortadoğu halklarına demokrasiyi getireceklerini vaat etmişti. Barış için çalıştığına ve dünyanın jandarmalığını yaptığına ikna etmişti. Her şeyin çok güzel olacağını düşünürken her geçen gün kötü şeyler arttı. Ortadoğu kana ve insanlık karanlığa bulandı.
· Coğrafi keşifler, Rönesans, reform, sanayi inkılabı, kölelik, ucuz işçilik, sömürgecilik ve dünya için savaş psikolojisi hepsi bugüne gelişte aşamalar oluşturdu.
· Dünya 1912 den 2012 yılına kadar tam bir beylikler (ülkeler) dönemi yaşadı. Bu fetret döneminde birlik ve adalet sağlanamadı. Ta ki 2012 yılının sonunda büyük bir değişimin başlamasıyla dünya adil bir düzene yani tüm insanlığı temsil eden esenlik krallığına geçiş yapacaktır.
· Osmanlıyı arkadan Araplar vurdu diyenler şunu iyi bilsinler ki inançsız muhaliflerin ayaklanmaları dünyanın her yerinde vardı. O dönemde doğrucu ve barışçı hükümetler Osmanlıya bağlı yönetimlerdi. Osmanlı’da merkezi otoritenin kaybolması ve inançsız muhaliflerin ayaklanmasıyla tüm dünyada zorla devrimler yaşanmıştı. Arapları kötüleyen ve dışlayan anlayış, inançsızların ve din düşmanlığı yapanların anlayışıdır. Etnik kökenlerini överek Arapları kötüleyen anlayışın temelinde din düşmanlığı vardır. Peygamberde Arap’tı ve son din de Araplara gelmişti. Arapları kötülemek dini kötülemekti. Arapları üstün tutmak ta bir ayrı cahiliyettir. Gerçek şu ki inanan insanlar Tanrının halkıdır.
· Dünyada 1789 Fransız ihtilali ile etnik ayrımcılığın özgürlük ve temel hak olarak görüldüğü bir dönemin başladı. Ulus devlet anlayışı sürekli parçalanmayı getirmiştir. 21. yüzyılda uluslarda kendi içlerinde parçalanmalar yaşamaktadır. Mikro ulusların oluştuğu daha da çok ayrılıklar gözlendi. 2012 yıllarında İspanya’nın Katalonya bölgesinden ayrılmak istemesi, Filipinlilerde ve Kolombiya’da ayrılma istekleri yaşanmaktadır. Belçika’da bölünme ve ayrışma var. Türkiye’de Kürt ve Türk milliyetçiliğinin oluşturduğu ayrışma mücadelesi var. Sonuç olarak dünya ayrışmanın bir sonuç getirmeyeceği son bir viraja girmiştir. Bu tehlikeli ayrılıklar, kargaşa ve kaos dönemi yeni ve durgun bir çağın müjdecisi olabilir mi. Gerçekten de büyük esenlikler böyle çatışmaların ana olduğu dönemlerde yaşanmıştır. Dünya değişiyor. Yaşananlarla görünen çok kötü olabilir ancak sonuç beklenenden çok daha mükemmel olabilir.
· Ülke yönetimlerinin yarattığı küresel terör, ABD gibi küresel sermayenin toplandığı tek merkezden yönetilmekteydi. Adem’i merkeziyetçiliğin kaybolmasıyla başlayan hırslı mücadele dünyada kötü bir çağ yaşatmıştır. ‘Düşmanımın düşmanı benim dostumdur.’ anlayışıyla hareket eden ülke yönetimleri ulusal çıkarlarıyla hareket ederken mazlum halklara zarar vererek kazançlarını sağlamışlardı.
· Dünyanın yeni efendileri küresel yağmacılardı. Sonra bir birlik kurup masa başında dünyayı paylaşmışlardı. Türlü hilelerle, kirli tezgahlarla insanları yönlendirdiler. İnançsızların gerçek yüzünü herkes görmeye başladı.. 2012 yılı gerçeklerle yüzleşme ve hesaplaşma yılı olacaktır.
· Yeryüzünde Zalimlerin saltanatı kaldırılacak. Dede Bush, baba Bush, oğul George Bush saltanatı bitiyor. Yine Clinton ailesi gibi Bill Clinton kızı Hilari Clinton gibi Clinton saltanatı bitiyor. Rice’lerin saltanatı da bitiyor. Dünyayı birkaç aile, masa başında uyguladıkları tezgahlarla aldatarak ve yalanlarla yönettiler. Menfaatleri doğrultusunda aldıkları kararlarla ve çıkardıkları fitnelerle dünyayı yönettiler. Yeryüzünde mazlum insanları baskı ile sindiren ve dayatmalarla yönetenler artık mazlum halkların ayaklanmasının kaçınılmaz olduğunun anladılar.
· Amerikalı muhafazakarlar Tanrıya bağlı olmaya çalışan ve dinlerine düşkün bir halktı. Ancak ülkeyi yöneten bozguncu egemenler halkı aldattılar. ABD’nin Ergenekon’u küresel oyunculardı. Kendi tasarılarıyla dini istismar ederek Tanrı için cihat ediyoruz imajı verdiler. Evangelistler bir taraftan dünyayı sömürmek isterken diğer taraftan gelişmemiş ülkelerin mazlum halkları katletmek istiyorlardı. Ortadoğu’yu İsa’nın gelişine hazırlıyoruz diye ümmetçilik yaparak haçlı birliği oluşturmak için uluslar arası medya kuruluşlarında etkili propaganda yapmışlardı. Dünya hırsına bürünmüş olanlar gerçek inanan ve mazlum olan halklara saldırdılar. Ortadoğu’ya gelen siyah bayraklılar (savaş isteyenler) çokça kan akıttılar. Dünyaya empoze ettiği inançlı halkları terörist hareketler olarak yansıtmaları sinsi bir şeytan planıydı. İnananları terörist hareketler, köktenci ve demokrasi karşıtı olarak nitelemeleri ve tüm Ortadoğu halklarını karalamaları menfaatlerinin gerekliliğiydi. Kardeşliği ve insanları koru anlayışını taşıyan tanrının evrensel dini, bir kenara atılmıştı. Diğerlerini karalayan ve ötekileştiren bu anlayış tanrının karşısındaki bozguncu anlayıştı. Gelecekte güç elde eder ve tehlikeli olabilir diye kendilerine tabi olmayan bazı halklara zulmettiler. Dünyaya tapanların dünyayı amaçlayarak egemenliği kurma çabaları öldükten sonrasına inanmayan şeytan taraftarlarının zihniyetiydi.
· Ortadoğu halklarının ABD ve İsrail karşıtı olmaları uygulanan yanlış siyasetlerin bir sonucuydu. Ortadoğu ve Afrika dahil tüm halklara kötü davranan ve ötekileştiren bir ABD anlayışı vardı. Ortadoğu ve Afrika’da batı karşıtlığını bizzat dünya için zulmeden batı anlayışı oluşturmuştur. İnanan halkların tehdit olduğu yönündeki önyargılar batı anlayışının gereksiz korkusuydu. ABD ve İsrail anlayışı gerçekte Ortadoğu’ya fitneyi ve zulmü getirmişti. Bir takım korkularla insanlığa zulmeder taraf oldular. Yıllarca yaptıkları zulümleri görmeyerek bugüne körler olarak geldiler.
· ABD yönetimini insanlığı tehdit eden bir terör örgütü yönetmektedir. Gücü ele geçirenler kirli tezgahlarla savaş siyaseti yaptılar. Dünyaya hükmedince hukuksuzluk, kuralsızlık yaşandı. İnançsızlar gücü elde edince dini değerler önemsenmedi. Dünya kötü bir hale geldi. Silah üretip satan, ekonomileri deviren, ticaretleri etkileyen varlıklı inançsızların yönetimi vardı.
· Vatikan da sanki dine hizmet ediyormuş gibi çıkarcı egemenlerin ardından gitti ve kargaşa çıkaranları desteklediler.
· Gelişmemiş ülkeleri gerici, cahil, akılsız, yobaz olarak niteleyen ve kibirlenen batı anlayışı inanan halkları gaddar olarak gördüler. Dünyanın ücra köşelerinde ve her yerinde yaşayan inananlara zulümler edildi. Az gelişmiş ülkelere silah dağıtıp terörleri yaydılar. Yiyecek lokma içecek su bulamayan halkların ellerine son model gelişmiş silahlar verdiler. Birbirlerine kırdırdılar. Pek çok beldelerde istikrarı bozdular. Böylece o bölgeleri sömürdüler. Yer altı zenginliklerini işlettiler. Beldeler kaos ve karmaşada bırakıldı. Dul kalanlar, tecavüze uğrayanlar, haksızlık ve kanunsuzluk hat safhadaydı. Sosyal düzen çökmüş salgın hastalıklar ve sefalet iyice yayılmıştı. Bu düzeni oluşturanlara lanet olsun. Bir tarafta sınırsız tüketim diğer tarafta sefalet ve ölüme terk edilmiş düzenler vardı.
· Arap baharı gibi sömürgelerin topraklarında isyanlar sürmeye devam edecek. ABD, İngiltere, Fransa, İspanya, Rusya ve diğer sömürgeci devletler hukuksuz kazançlarını kaybedecekler. Sömürülen halklar, özgürlükleri için savaşıyorlar. Zalimlerin boyundurluğundan çıkıp bağımsızlıklarını kutlayacaklar. Manda ve himayeden kurtulmak isteyen halklar kendi kaynaklarını kendileri çıkarmak ve kendilerini kendileri yönetmek istiyorlar. İnsan gibi yaşamak istiyorlar. Özgürlük istiyorlar ve insani tüm haklarının verilmesi için mücadele ediyorlar. Arap baharı yıllarca uygulanan zulmün bir sonucudur.
· Arap ülkelerinde cumhuriyet yaşanmaya başlamıştır. Saltanat kaldırılıyor vesayetçilerin egemenliği yıkılıyor. Demokrasi ve insani haklara sahip çıkılmaktadır.
· Her ulus inançsız çıkarcılar tarafından işgal edildi. Para değer gördü. İnsana değer vermediler. Dünya için büyük bir yarış hızlı bir koşuşturmaca vardı. İşgalleri din adına yaparak aldatırlardı. Bu zalimler dini böyle yayarlardı. Hiçbir zaman savaşla din yayılmamıştır. Savaşlarla ve baskıyla dini öğretmediler. Gerçekleri de fark ettirmediler. Egemenler sadece menfaat derdindeydiler. Gücüne güvenen zayıfa saldırdı. Din üzerinden siyaset yaparak savaş isteyenler insanlığa zarar verdiler. Rabbin katında büyük suç işleyenler hesap verecekler. Rab adına mı iş yaptılar yoksa kendi menfaatlerini mi hesapladılar hesap gününde açıkça görecekler. Haçlı zihniyetiyle Ortadoğu’ya saldıranlar cezalarını çekecekler.
· Yeryüzünün egemenlerinin şımarıklıkları tahammül edilemez hal aldı. Çıkarları için zulmedişlerinden, kendilerini güçlü gibi gösterip kibirle mazlumları bastırmalarından bıktık.
· Küresel egemenler hoşlarına gitmeyen uluslara ambargo ve yıldırma politikaları uyguladılar. Ülkeleri desteksiz bıraktılar. İç işlerine karıştılar. Ülkeyi karıştırmak için muhalif bütün grupları kullandılar. Kendilerine kulluk etmeyenleri böyle yıpratırlardı.
· Dünyadaki bütün ülkeler kendi yönetimlerinden ve siyasetçilerinden memnun değiller. Hiçbirisi siyasetçilere artık güvenmiyor. Onlar meclislere uğruyorlar ve seçim zamanlarında medyayı kullanarak birkaç vaatlerde bulunuyorlar. Bütün ülkelerde insanlar adil bir yönetim, kaynakların paylaşılması, özgürlüklerin artması ve yaşam standardının arttırılmasını istiyorlar. Ancak mevcut kalıplaşmış ve vesayetçi yönetimler bütün bunların karşısında bir engeldir. Artık halkı aldatmadan, medyanın yalanlarıyla şişirilmeyen halka hizmete koşan ve ülkenin yoksullarını gözeten liderlerin gelmesi kaçınılmazdır.
· Yeryüzünde küresel düzen bozuktur. Bu bozuk sistemin tek sebebi küresel egemenlerdir. Onların kurduğu kötü düzen ve istikrarsızlık nedeniyle ahlaksızlık artmış ve insani değerler çiğnenmiştir. Yüksek uygarlık seviyesini yakalamak bencil egemenlerin kurduğu sistemle mümkün değildir. İnsanlığı kucaklayan ortak kazanma ve paylaşma arzusuyla mümkündür.
· Küresel egemenlerin kurduğu Tanrısal sistem, küresel yöneticilere kulluğu getirmiştir. Kötülükle ve baskıyla yönetenin sisteminde kötülük ve baskı genel kabul gören yöntem oldu. Ve sistem bozuk işledi. Böylece herkes bu kötü sistemin bir parçası oldu. Yeryüzünde günahlar, haksızlıklar, adaletsizlikler, yalanlar, hırsızlıklar ve cinayetler olmuştur.
· Küresel sistemi kendi ulusal çıkarlarıyla yönetenler insanlığın esenlik krallığını değil, zulüm krallığını kurdurmuştur.
· Evrensel değerlerin ve insan haklarının adını kullandılar. İnsanlığa biz sahip çıkıyoruz diyenler meğer insanlığa zulmedenlerin ta kendisiymiş. Demokrasiyi biz getirdik diyenler meğer medya ve yalanlarla demokrasiyi esir almışlar. Kirli tezgahlarla gündem belirleyenler insanlığı kargaşada bıraktı. Eski demokratik olmayan düzeni biz yıktık diyenler meğer kendi saltanatlarını kurmuşlar. Dünya kötü bir yüzyıl geçirdi.
· Dar kalıplardan çıkamadılar. Dini ve etnik ayrımcılık yapanlar mı özgürlüğü ve barışı getirecekler. Tüm insanların menfaatlerini gözetmediler. Birilerini karalayarak hareket edenler ve tüm gruplara saygı duymayanlar kazançlarını ve varlıklarını böyle sürdürebileceklerini zannettiler. Silah üretip satanlar ve menfaat derdinde olanlar dünyayı kötü hale getirdiler. Dünyanın ardından gidenler barış ve sevgi taraftarı olamazlar. Aldatıcı hilebazlar. Kurnaz yalancılar. Siyah bayraklılar, barış adını kullanarak sahte beyaz bayrakla ilerliyorlardı. Savaşı bile barış adına yapıyoruz diyenler ve savaşsız çözüm yerine savaşı isteyenler oldu.
· Yeryüzü silah deposu haline gelmiş. Her yerde silahlar ve cephanelikler var. İnsan kendi türüne nasıl böyle ölüm makineleri hazırlayabilir. Kitle imha silahları üretenler Tanrıya savaş açmışlar. Acımasız menfaatçiler kendilerine boyun eğmeyenleri öldürerek mi hüküm sürecekler. Hakkı savunan insanlarla nereye kadar mücadele edecekler. Katlederek mi dünyayı kazanacaklar. Kardeşliği yıkan şeytan insanlığı yok etmeyi başaramayacak. Çünkü Tanrı insanı seviyor ve onu kollayacak.
· İnananlar: Adalete ve demokrasiye sahip çıkanlar. Barış ve kardeşlik için çalışanlar. Halka hizmet eden ve kendi çıkarlarını düşünmeyenlerdir. İnsanlara faydalı işleri yapanlardır. Dünya için çalışmayan Tanrının huzuruna hoş amellerle varmak isteyendir.
· Eski dinlerde yeryüzünde tanrılar savaşıyor denmiştir. Evet, Tanrılar savaşıyor. İnsan içi boş, yönetilen ve kumanda edilen bir varlık. Bir tarafta onu doğru yola çekmeye çalışan Allah, diğer tarafta onu kötü işlerle hedefine ulaştırmaya çalışan şeytan. Tanrıların savaşında yenen taraf iyilik tanrısı büyük kral olacaktır.
· Dünyanın her yerinde mazlum inananlara liderlik edecek akıllı ve bilgili bir lider çıktığında onu öldürüyorlardı. Zalimlere boyun eğmeyen doğrucu kullar daima tehdit görüldü. Mazlum halklara sahip çıkan, alt tabaka fakirleri gözeten, büyük projelerle ülkesine hizmet edecekleri engellediler. Her ulusta inananları niteleyenlerin ayağını kaydırdılar. Hapse attılar veya idam ettiler. Liderlik edebilecekleri tehdit ettiler. Suikastlar yaptılar. Yönetimlerdeki güçlü egemenler hiçbir şekilde inananlara fırsat vermediler.
· Yıllarca her kıtada inananları öldürdüler. Her ülkede devlete egemen bozguncular silahlı adamlarıyla terör yarattılar. Terörün nedeni olarak da inananları gösterdiler. Bu terörleri yapanlar devletlere sahiplenmiş olanlardı. Devletleri usulsüz, istedikleri gibi bizzat yönetmek isteyenler teröre destek verdiler. Böylece oluşturulan terör ortamında kendilerini haklı mücadele veriyormuş gibi göstererek yani insanları aldatarak egemenliklerini sürdürüyorlardı.
· Küresel egemenler, ulusları kendilerine bağımlı kıldılar. Borç verip kendilerine köle yaptılar. Bazı üretim ve enerjilerde bağımlı hale getirdiler. Silah anlaşmaları yaptılar. Kazançlarını sömürdüler. Kazanç yollarını yönettiler.
· Küresel egemenler, istikrarsızlık politikası izleyerek insanlığın sosyal yaşamını mahvettiler. İnsanlar gıybet etti, birbirinin kuyusunu kazdı ve birbirlerine kötülük eder oldular. Zalimlerin egemenliğinde yeryüzünde kıtlık vardı. Ayakta kalmak isteyenler başkasının sırtına basardı. Çünkü bozguncuların egemen olduğu bozuk düzen bunu gerektiriyordu. Saltanatlarını düşünenler dünya kaynaklarını kendilerine akıtmak için bozuk bir anlayış yaydılar. Kötülük düşmanlık ve hırs insanlarla beraber oldu. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlardı. Şeytan kendi egemenliği için tüm insanlığı yok etmeye başlamıştı.
· Kimse birbiriyle dost olmasın, insanlarda birlik ve beraberlik olmasın ki bir güce erişemesinler zihniyetiyle hareket eden şeytan kendisine dost önderler seçmişti. Bana kim itaat ediyor. Bana kim itaat etmiyor politikasıyla hareket edenler kötü bir dünya düzeni yarattılar. İnsanlar arasına fitne fesat, düşmanlık ve dünya için mücadele anlayışı soktular. Karanlık çağda sosyal ilişkiler çöktü. İyilikler ve hoşgörü atıldı. Kötülükler ve fırsat kollama tercih edildi.
· İnsanlar dünyaya hırslandı. Büyük bir mal toplama yarışı başladı. İnançsızlığın kapsadığı dünyada büyüklük göstergesi olarak insanlar yüksek bina yapmada yarıştılar. Dev şehirler ve yüksek gökdelenler yapanlar biz güçlüyüz anlayışıyla hareket ederlerdi.
· Dünyanın en büyük 7 petrol şirketi küresel kararları etkilemiştir. Bunlardan bazıları Exon, BP, Total, Elf, Şhell gibi aç gözlü dev şirketlerdir. Dünyaya zulmü yayan ve dünyanın kaderini etkileyen bu yedi güç, ülkelerin kaderlerini değiştirmiştir. Petrol kardeşliği yapanlar gizli anlaşmalarla yeryüzünün hazinelerini paylaştılar. Kirli tasarılarla amaçlarına ulaştılar. Uluslara yön veren bu güçler dünya kaderini etkiledi.
· Bir yerde daha fazla kazanma arzusuyla silah dağıtan, kargaşa çıkartan, hükümetleri deviren bir anlayış varken diğer taraftan şiddete uğrayan, göçe zorlanan, köle olarak kullanılan, açlık ve sefalet içinde kaos da bırakılan ülkeler vardı. Allah’tan isteyip barış için çalışmak yerine kirli tezgahlarla savaş çıkarttılar.
· Dünyayı G-7 ülkeleri, 7 güçlü petrol şirketi, 7 aile, 7 kişi yönetmiştir. Dünyayı yöneten çok yedi vardı. Piyasa hareketlerini belirleyenler küresel ekonomiyi yönetirdi. Zengin egemenler ülke yönetimlerinde söz sahibiydiler. Kazançları öncelikliydi fakir ve mazlum insanlar önemsizdi.
· Yeryüzünde yönetimleri ele geçiren menfaat şebekesi çökertilecek. Onlar insanlığa büyük zarar verdi. Onların devrinde insanlar öldürüldü ve tüm sosyal suçlar işlendi.
· Yeryüzünde iki anlayış sürekli çarpışıyor. İnanmayanlar ve inananlar. Bir tarafta Rabbin yasalarıyla mücadele edenler ve inananları karalama siyaseti yapan inançsızlar. Diğer tarafta evrensel değerleri özümsemiş mazlumlar ve özgürlük doğruluk ve adalet istemiyle baskıdan kurtulmaya çalışan inananlar. Bir tarafta şahsi menfaatler için ayrımcılık siyaseti güdenler. Diğer tarafta ortak menfaatler için birlik arayışında olanlar. Bir tarafta kötülük ve savaş siyaseti güdenler. Diğer tarafta iyilik ve barış peşinde koşanlar. Bir taraf ölmeden öncesinin mücadelesini verirken diğer taraf öldükten sonrasının mücadelesini vermektedir. Bir taraf hukuk bilmez, acımasız ve anlayışsız iken diğer taraf vicdanlı, hoşgörülü ve sağduyuludur.
· Yeryüzünde Tanrı’nın ruhuyla Şeytan’ın ruhunun savaşını iki ülke açık olarak ortaya koymaktadır. Bu durumun somut göstergesi İsrail-Filistin mücadelesidir. Dinin temsilcileri olduğunu sanan insanların Tanrının (İsrael) krallığını kurmak için mazlum halklara zulmedişini görmekteyiz. Gerçekte inanan insanları topraklarından sürmeye çalıştılar. Sonra bu halk gelecekte başımıza bela olabilir deyip duvarla çevirip hiçbir yere gitmelerine izin vermediler. Sularını yiyeceklerini, içeceklerini kesip ölüm kaderine teslim etmişlerdi. Açık hava hapishanesinde fosfor bombası olan soykırım bombalarıyla ateşten yağmur yağdırmışlardı. Tüm bu yaşananlar Mısırdan çıkışa örnektir. Firavunun Moşe’nin halkını katletmek için arkalarına düşüp çabaladığı gibi Filistin halkını ortadan kaldırmayı istiyorlardı. Dinler tarihi boyunca güçlüler dünya için mücadele ederken kendilerini Tanrının inanan halkı olarak niteledikleri görülmüştür. Tanrıya bağlı olduklarını iddia eden güçlüler gerçekte inanan mazlumlara saldırmışlardır. Yine tekerrür eden bu döngüde günümüz İsrail-Filistin mücadelesinde gerçekler açığa çıkmaktadır. Bu mücadeleyi küresel anlamda uluslar ve insanlar hangi tarafı desteklerse gerçek anlayışını ortaya koyar. İnanan ve inanmayan tarafını belirler. İsrail-Filistin mücadelesi inananlarla inanmayanların gerçek mücadelesinde sürekli devam eden bir bölge olmuştur. Kudüs’te barış ve esenlik olduğunda orada tanrının egemenliği oluşmuştur. Orada mücadele ve çatışma varsa şeytanın hakimiyeti vardır diyebiliriz. İsrail-Filistin mücadelesinin sona ermesi Ortadoğu ya barış getirir. Bu durum da dünya ya barış getirir. Öldürme ve yok etme derdinde olan yanlış ve kötü taraftır. Nitekim İsrail yönetimindeki anlayış Sadece Filistin’i değil tüm Ortadoğu’yu hatta dünyadaki tüm inananları yok etme mücadelesinde mi olacak. Yalanlarla dolu bu mücadelesinde nereye kadar ilerleyebilecekler. Artık herkes her şeyi çok daha iyi biliyor. Yalanlarla aldatma devri bitmiştir. İnsanlık artık uyanmıştır.
· İnananları karalama, soykırım ile suçlama, İslamafobi algısını yayma, terör gibi söylemleri yıllarca kullanarak siyaset yaptılar. Bu suçlamalarla güçlü egemenler, mazlum inananları baskı altında ezmiştir.
· Askeri güce sahip olanlar hiçbir zaman sivil halka, barışa ve insanlığa hizmet etmediler. Buna örnek küresel güçlüler de insanlığa sahip çıkmadılar. Kendi krallıkları için halka zulmettiler. Güçlü, zayıfı ezerken isteklerini baskıyla ve zulmederek yaptırdı.
· Gücü elinde tutanlar barışın adını kullanarak saldırdılar. Barış için ülkelere (Saldırıyoruz) giriyoruz dediler. İnsanlığın hakları dediler. Ama sadece kendi kişisel çıkarlarını ve kendilerine tabi olanların haklarını gözettiler. Askeri güç doğruluğa boyun eğip halka hizmeti seçeydi orada esenlik olurdu. Menfaatçilikten vazgeçen kötülüğü ve bozgunculuğu terk eder.
· Dünyada silahlı güce dayalı büyük bir şebeke vardı. Bu şebeke insanları tehdit ediyordu. Önderleri şeytandı. Dünyanın her ulusunda askeri teşkilatlara menfaatçiler egemen oldu. Bu cuntacılar devlet yönetimlerini de ele geçirdiler. Siyaseti yönetip tüm halkları yönlendirdiler. Zorla, tehditle, baskıyla, silah gücüyle egemenliklerini korudular. Silahla gücü ele geçirenler sevgiyle ve doğrulukla hareket etmediler.
· Dünyanın her yerinde darbeciler vardı. Silah anlaşmalarıyla bağlantı kurmuşlardı. Kendi aralarında hiyerarşiye sahiplerdi. Silah üretip satanlar ve dünya silah ticaretini yönetenler küresel patronlardı. Bu kazanç ve çıkar birlikteliği küresel bir haritaya sahipti. Her ulusta askeri cunta bu şebekeye bağlıydı. Halkın karşısında olan bu anlayış halkı sömürür ve kullanırdı. Şeytan egemenliğini kurarken ona tabi olanlar iyilik ve barışla mücadele ettiler. Ortak çıkarda hareket eden bu anlayış ahirete inanmadıklarından dünyanın cennetini istiyorlardı. Hükmetme gücüyle yönetmenin zevkini tadanlar her şeyi biz yapıyoruz ve biz yönetiyoruz diyerek tanrıya kafa tuttular. Dünyaya sahip olup zevki sefa derdinde idiler. Yeryüzündeki iyilik taraftarlarını ve inanan halkı ezdiler. Menfaatleri için inanların ahiret için batılla mücadelelerini kendilerine bir tehdit olarak gördüler. İnananların adalet, barış ve iyi düzen istemeleri bozguncuların hiç hoşlarına gitmiyordu. İnanan mazlumlar doğruluk, adalet ve barış istekleri, onlar için yeryüzü egemenliğinin kaybedilmesi demekti. Bu nedenle muhafazakar dünya halkıyla mücadele ettiler. Ne zaman doğrucu, adalet isteyen ve Rabden korkan biri gelse onu öldürdüler veya zindana attılar. Her ülkede, her beldede hakkı söyleyen kullar öldürüldü. İnsan haklarını savunan ve temel hak ve hürriyetlerin korunmasını isteyenleri terörist ilan ettiler ve düşman olarak gördüler. Bu hakları kendilerinin savunduğunu iddia ettiler. Küresel insani değerleri terörist anlayış yönetiyordu. Kendilerini haklı ve adil saydılar. Kendilerini doğruculardan sayanlar ve haklı olduklarını sananlar insan haklarının savunucusu gibi ilan ettiler. Halbuki kirli hilelerle, silah satışıyla, savaş siyasetiyle yeryüzünü kan gölüne çevirmişlerdi. İnsanlığın huzurunu bozmuşlardı.
· Paranın egemen olduğu, menfaatin ön plana çıktığı bir dönemde düşmanlık ve savaş dolu yıllar yaşadık. Küresel egemenlerin yıkılışında büyük sorunlar yaşanırken kötü dünya iyi dünyaya doğru evrilmektedir. Gerçekler ortaya çıkıyor ve tanrı zalimlerin gücünü kırarken mazlumları destekliyor.
· ABD'nin insansız uçaklarla düzenlediği saldırılarının uluslararası hukuka aykırı ve savaş suçudur. İnsan haklarını tehdit etmektedir. Tanrı dahi gökten meteor düşmesin diye camdan fanus gibi koruma olan Atmosferi yapmıştır. Böylece yeryüzündeki yaşamı tehlikeden uzaklaştırmıştır. Ancak İnsansız hava araçlarıyla nerden geldiği bilinmeyen silahlarla öldürülen insanların hakkını Allah verecektir. Bu suçu işleyenler tanrının elinden kurtulamazlar.
· Tek parti rejimlerine, askeri diktaya, baskıcı hükümetlere artık fırsat verilmeyecek. Tüm dünyada halkların iyi düzen için mücadelesi sürecektir. Tüm insanların özgürlük mücadelesi devam edecek ve değişim kaçınılmaz olacaktır. Önce ülkelerle başlayan değişim rüzgarı sonra bölgelerle devam edecek.. Sonra küreselleşecek ve şeytanın yeryüzü egemenliğine son verilecek.
· Halkı gerçeklerden uzaklaştırmak için gündemi saptırdılar. Mazlum halkların egemenliğini karalamaya çalışırlar. Şeytana uyan eski egemenler sadece menfaatleri için zulmederlerdi. Gündem belirlerlerdi. Küresel medya tekellerindeydi. Güçlü olmak için olayları kendilerine göre senaryo ettiler. Baskıyla halkları sindirdiler.





» Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 23-Mart-2013, 11:56   #2 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak

Yeryüzü iki kutupludur. Ve sürekli birbirleriyle mücadele içindedirler. İnsanlar iyiler ve kötüler diye ikiye ayrılırlar. İnananlar iyidirler. Tanrıdan çekinirler ve zarar vermezler. İnançsızlar kötüdürler.Bu dünyaya sahip olmak için herşeyi yaparlar. İnananlar ölüm sonrasını inançsızlar ölüm öncesini ister. Ahireti isteyenler sevgiyi ve barışı, dünyayı isteyenler bozgunculuğu ve savaşı tercih ederler. İyiler tanrının yasalarını, adaleti, doğruluğu severler ve insanlar için hizmete koşarlar. İyilik dünyada bir şey kazandırmaz diyen inançsızlar kötülüğü seçer. Kötüler kanunsuzluğu, adaletsizliği ve yalanı severler ve dünyaya sahip olma ve insanları yönetme telaşında olurlar. Kötülerin yönetiminde savaşlar ve kaos hüküm sürer. İnananlar tanrıya karşı sorumlu hissettiklerinden ahiret için iyiliği seçerler. İyilerin yönetiminde demokrasi hoşgörü, barış ve adalet vardır. İyilerin yönetiminde paylaşılır ve herkese kucak açılır. Kötülerin egemenliğinde baskıcı, suçlayıcı, haksızlık ve savaş vardır. İnsanları ezerek kazanan zarar veren ve hor gören bir düzen oluşur. Kötülerin düzeninde herkes tehdit ve düşman olarak görünür. Çünkü rızkı kötü egemenler dağıtır, bu dönemde kula kulluk edilir. İnsanlar canileşir. Öldürürler, çalarlar, birbirlerinin üzerine basarlar. İşte yeryüzünde çağlar ve devirler bu iki kutup arasında sürekli değişim gösterdi.
Dünya yaşamını bir günden ibaret sayarsanız ilk sabaha Adem ile girdik. Sonra insanlık sürekli aşağıya düşmeye başladı. Muhammet gecenin üçünde gelmiştir. Hikmetle gelen son peygamber gerçekleri açıkça söyledikten sonra düşüş trendinde olan insanlık tam bir dip yapacaktı. Nitekim yeryüzü güneş doğmadan hemen önceki en karanlık dibi gördü. İsa yani Mehdi sabah güneş doğarken gelecekti. İşte o güneşin ilk ışıklarını 21 Aralık 2012’de almaya başladık. Bildirilen zaman bu dönemdir. Tanrının senaryosunu ve insanlık için çizdiği kaderi keşfeden bir peygamber, İnsanlık tarihini mutlu sonla ve Tanrı’nın tam hükümranlığıyla biteceğini söylemişti. Önceki peygamberlerin hepsi hatta Musa, İsa, Muhammet dinlerinde bölgesel kalmışlardı ve tüm insanlığı kurtaracak bir yönetici peygamberi tek bir dini ve tek bir konuşma dilini müjdelemişlerdi. Bu özlem, insanlık tarihinin kurtuluşu ve Tanrı’nın merhametiyle gelecek olan mutlu sondu. Her peygamber, kendi soyundan gelecek Bir kral peygamberi müjdelemişti. Dönemin egemenleri her gelen peygamberi reddettiler ve öldürmek istediler. Kendilerini tanrı’nın halkı olduğunu sanan dinsizler ‘Peygamber bizim içimizden gelmeliydi.’ dediler. Vesayetçiler, doğru yolu öğütleyen peygamberlere karşı çıkmışlardı. Her peygamber Doğruluk, barış, demokrasi, insan hakları, adalet diyordu. Hepsi de aynı dini söylediler. Çünkü geldikleri dönemlerde mevcut baskıcı yönetimler ve kötü bir sistem vardı. Halklar ve insanlar mevcut sistemden acı çekiyordu. Çünkü sistem saltanatları için mazlumların sırtına basan burjuvaları besliyordu. Peygamberlerin doğru yola çağırışı onların azgınlığını arttırıyordu. Buna günümüzde Yahudileri ve İsrail krallığı ülküsünü gösterebiliriz. Bunlar gibi Tanrı’nın halkı olduğunu iddia eden egemenler özgürlükleri, eşitlikleri, demokrasiyi, barışı, ve adaleti kendi namına kullanıp yeryüzündeki halkların büyük çoğunluğuna zulmediyordu. İnandıklarını ve doğru yolda olduklarını sananlar tam tersi Tanrının dinine karşı bir anlayıştaydı.
Geçmiş çağları irdeleyenler haçlı seferlerinin mantığını hemen anlarlar. Tüm haçlı seferleri, Muhammet döneminin bir rövanşıydı. Muhammed’in gelişine dönemin vesayetçileri karşı çıkmıştı ve kendi dinlerini sırf çıkarları için ayırmışlardı. İnsanlık ile mücadele eden Gog ve Magog o dönemlerde Anadolu’da idi. İsevilikten sapmış Rumlar Anadolu’dan kuzeye doğru göç etmişlerdi. Bir kısmı Rusya topraklarına ve bir kısmı da batıya yönelerek İngiltere topraklarına yerleşmişlerdi. Ortadoğu’da fitnelerden ve baskılardan kaçan tanrının halkları 1071 sonrasında Anadolu’ya gelmişlerdi. Bunların içinde İbrahim’in iki öz oğlu Kürtler ve Türkler el ele tutuşarak Anadolu’ya gelmişlerdi. Ardından barışı ve adaleti savunan Selçuklu ve Osmanlı dönemleri yaşandı. Ancak bu süre zarflarında haçlı akınları sürekli varlığını korudu. Barışın, adaletin, doğruluğun ve adil düzenin karşısındaki inançsız yapılanma dünya hırsıyla egemen olma mücadelesindeydi. Ve gün geldi bir gün bu kirli amaçlarına hırslarına ulaştılar. Osmanlı’nın yıkılışıyla dünya karanlık bir dibe gömüldü. Çünkü inançsızlar dünya hırsıyla doluydu, sömürgecilerdi, haksız kazanç ile tam bir hukuksuzluk dönemi yaşandı. Açgözlülük ve hırsla dünyaya sahip olma yarışı başladı. Bilindik topraklara Coğrafi kesifler dediler. Kıta halklarını öldürdüler, köle yaptılar, kaynaklarını emdiler. Adalet ve kanunun olmadığı yeryüzünde silahla güçle mazlum halkları bastırdılar. Katliamlar feryatlar yükseldi. İnsanlığı koruyacak tanrının yasalarını yürüten bir halife yoktu. İnsani odaklı cihan hakimiyeti olmadığından bu kaos ortamında insanlar büyük zarar gördüler. Savaşlar ve sosyal suçlar tavan yaptı. İste tam bu dönemin sonunda Mehdi’nin çıkışı kaçınılmazdı. Tüm kutsal kitapların ve peygamberlerin haber verdiği dönem aynen gerçekleşiyordu. İnsanlar olayları doğal olarak yaşayacağından ‘Tanrı gerçeği’ tam bilinmiyor ve iradeleri ellerinden alınmıyordu. Yoksa dünya hayatının sınavının bir önemi kalmazdı. İnsanlar her şey yaşanıp bittikten sonra ve uzun ömürlü Tayyip Erdoğan eceliyle öldükten sonra gerçekleri anlayacaklardı. Bu arada herkes seçimini yapmış inanan ve inanmayanlar ayrılmış, Barışçılar ve savaşçılar; iyiler ve kötüler tarafını belirlemişti. Tanrı, kötülere artık yaşam vermeyecekti. Nuh’un dönemine benzer bir dönem yaşıyoruz ve emin olduğum bir şey var ki kötüler yeryüzünden şüphesiz temizlenecektir.
Mehdi döneminde olduğumuz kesin bir gerçekti. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla ilgili dönemsel, yapısal, sosyokültürel alanda dönemin felsefesi de dahil her yönüyle incelendi. Tüm kutsal metinler, özellikler, dinsel gerçekler, gezegensel hareketler, siyasi çalkantılar, Afetlerin tavan yapması, küresel iklim değişikliği, 21 Aralık 2012 virajı gibi tüm bunlar gerçekleri ortaya çıkarmaktadır. Ulusal ve küresel siyasi gelişmeler tamamen dinsel paralellik içermektedir. Geçmiş peygamberlerin bildirdikleriyle günümüz tamamen örtüşmektedir. Belli ki Tanrı ezelde yazdığı küresel kaderi gerçekleştirirken Mehdi’yi bizzat kendisi yönetmekte ve olayları oluşturarak gerçekleştirmektedir. Gerçek şu ki Tanrı her peygamber döneminde olduğu gibi insanlığı kurtarmakta ve tarihe müdahale etmektedir.
Tüm kutsal kitaplarda hatta eski tabletlerde ve destanlarda bildirilen mehdi dönemi ile ilgili bilgiler günümüze tamamen uymaktadır. Mehdi hadisleri, Tevrat kayıtları, İncil ve diğer kitaplarda, Budizm, Zerdüştlük, Babil kayıtlarında, Maya ve İnkalar’da belirtilenler birbiriyle tam örtüşmektedir. Anlatılan dönem 1990-2023 dönemine tamamen uymaktadır. 33 yıllık bu dönemde dünyada müthiş gelişmeler ve değişimler olacaktır. Tüm kutsal metinlerde bildirilen bu dönem zaman olarak ve olaylar olarak yüce bir iradenin iletisi gibi aynen benzerlik taşımaktadır. Beklenen ve gelecek kurtarıcının özellikleri tamamen Tayyip Erdoğan’a uymaktadır. Sadece İslam’a değil Tüm dinlerin beklediği insanlığın son halifesi ve kurtarıcı kral peygamber (yönetici peygamber) niteliğinde bir peygamberin geleceğini doğrulamaktadır.
Kendilerini Yahudi sananlar giderek güçlendiler ve Evangalist’lerin desteğini aldılar. Yahudi-Hristiyan kardeşliğini gösterirken din dışına çıkarak dünya egemenliği için çıkar birlikteliği yapmaktaydılar. Her çağda olduğu gibi kendilerini inanan olarak niteleyen ve Yahudi olduklarını ilan eden halklar, dünya için çabalıyorlardı. Öldürürken ve insanlığa zarar verirken doğru yoldan sapmış olduklarını göremiyorlardı. Tarafgirlikle kendi amaçlarına hizmet etmek ve bütün insanlığı bir kenara itmek hiçbir dinde yoktu. Gerçekte ahiret çabasında olanlar insanlığa hizmet ederdi. Ancak onlar dünya egemenliğini kurma telaşındaydılar. Her gelen peygamberi öldürmeye çalışan ve Tanrı’nın halkı olduğunu söyleyen vesayetçiler küresel egemenlikleri ve saltanatları için hakkı reddettiler. Ve o peygamberlerle mücadele ettiler. Evrensel dine, (Kutsal yasalara) İnsanlığı koruyan yasalara ve barışa karşıydılar. Tanrının gazabı her dönemde onların üzerine oldu.
Birinci dünya savaşından sonra dünyanın Jandarmasıyım diyen Amerika, adalet sağlayıcı olarak peygamberliğini ilan etmişti. Ancak gerçek tam aksine çıkmıştı. Şeytan destekli Deccal’in krallığı iyice anlaşıldı. 11 Eylül saldırısıyla son haçlı seferini gerçekleştiren George Bush, Afganistan, Irak, Pakistan ve Ortadoğu’ya saldırmıştı. Savaş politikalarıyla ayakta duran ve yeryüzünün kaynaklarını sömüren Amerika varlığını yalanlarla ve komplolarla ne kadar devam ettirebilirdi. Amerikan ve İsrail yönetimi kendi halklarına da zarar verirken küresel ortamda kanunsuzluğu yol edinmişlerdi.
Tüm bu yaşananlara ve feryatlara Tanrı öfkelendi ve her şeyi değiştirmeye başladı. Tam bu dönemde Tanrı, Mehdi’yi göndermişti. ‘Mehdi Tayyip Erdoğandır.’ denildiğinde bunu uçuk bir söylem gibi görüp şiddetle reddedenler yaşananlara bakarak gerçeği bütünsel olarak göremiyorlar. Irak savaşına destek vermeyen, küresel krizden etkilenmeyip tam tersi büyük sıçrayışlar yapan, İsrail’e ve Ortadoğu’da ki adaletsizliklere ses çıkaran, mazlumlara sahip çıkan, zalime karşı duran, menfaatlerine göre karar vermeyen haliyle Tayyip Erdoğan kendini fark ettirmektedir. Onunla Türkiye, küresel liderliğe gitmektedir. Dünya’nın yeni küresel gücü savaşla değil insani ve dini değerlere sahip çıkmakla gerçekleşecekti. Tüm dinlerin özü insanlığı korumak ve insanlığın düzenini sağlamaktan ibarettir. Yeryüzünde ki tek din tüm dinlerin temeli olan evrensel değerlerdir.. Barış, insan hakları, adalet, demokrasi ve hoşgörüydü. Zaten insan öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, paylaşacaksın, gibi tüm dinlerin kutsal emirleri yeryüzündeki tek dine çıkmaktadır. İnsanlar yeryüzünde birlikte yaşayamadılar, yeryüzünün hazinelerini paylaşamadılar. Baskılar ve savaşlar insan türünü bitirirken insanlığa bozuk bir felsefe bırakıyordu. İnsanlar ve uluslar şahsi menfaatleri yerine bütünün menfaatlerini isteyemediler. Bu nedenle yeryüzünde Şeytan’ın kulları olan Gog ve Magog’un egemenliği yaşandı.
Uzak dönemi bilenlere ‘Siyon veya Medine yeniden doğuyor.’deriz. Yakın dönemi bilenlere Osmanlı yeniden doğuyor diyebiliriz. 1910-2010 yıllarında yaşananlar birbirlerinin tam zıddıdır. 1. dünya savaşının tam tersi olayları yaşanmaktadır. Batı gerileme dönemine girerken doğu yükseliş dönemine girmiştir. İngiltere-Fransa-Rusya etkisindeki dünyada sömürgecilik, gasp ve savaşlar dönemi yaşandı. Ve gün geldi maddeci ve menfaatçi felsefe yıkılmaya başladı. Arap baharının başlamasıyla Suriye’de Rusya’nın direnişi, Afrika/Mali’de Fransa’nın sömürgelerine sahip çıkışı, İngiltere’nin İsrail’e tam desteğiyle Mısır ve Libya’ya sahip çıkmasını gördük. Suriye tıkanıklığı, hak ile batılın savaşında gerçeği ortaya çıkaracak en önemli unsurdu. Tüm insanlar yaşanan bu küresel gerçekleri görmeye başlayacak. Kimlerin hile ve komplo ile yönettiğini kimlerin hak yolda mazlum olduğunu göreceklerdi. Ve böylece insanlar tercihlerini yapacaklardır. İnançsızlar saltanatları ve dünya menfaatleri için baatılı seçecekti. İnananlar, ahiret bilinciyle Tanrı egemenliğini isteyecekti. Mazlumların ve insanlığın yanında olanlar hakkı tercih edecekti. Müthiş bir dönemden geçmekteyiz. Tercihlerin belirlendiği, safların ayrıldığı iyilerin ve kötülerin netleştiği bir sürece çoktan girilmişti. Ancak insanlar neler olduğunun farkında değildi.
Doğruluk, barış, kardeşlik ve adalet yanlısı Osmanlıcılar, antisemitizm çatısında toplanmışlardı. Aslında Siyonizm’e karşı çıkarken dünya yarışında olan menfaatçi, savaşçı, komplocu İsrail anlayışıyla mücadele etmişlerdi. Zaman geçti, gün geldi Osmanlı’nın yıkılışıyla amaçlarına ulaştılar. İnançsızlık rüzğarı esti. Dünyayı kazanma ve hükmetme mücadelesi başladı. Silahlanma yarışı ile öldürerek ve birbirlerini ezerek düşmanca kazandılar. İyiliğin merkezi yıkılınca kimse Tanrı’dan istemedi. Hırsızlara, gaspçılara kısacası dinsizlere ortam doğdu. Küresel yağmacılar meydanı boş buldular. Hukuksuzca davrandılar. Hesap sorulamayınca rahatça küresel suçları işlediler. İnsani bir otoritenin olmayışı küresel egemenleri taşkınlığa gaspa ve savaş siyasetine yöneltmişti. Dünya karanlık ve kaos çağına girmişti.
Ortadoğu’da 2001-2008 yedi yıllık savaş ve kaoslu yılların sonunda küresel kriz yaşandı. Bu küresel istikrarsızlık küresel güvensizliğin ve bozuk sistemin de bir sonucuydu. Ardından Arap baharıyla eski düzene karşı özgürlük ve eşitlik uyanışı başlamıştı. Küresel menfaat şebekesine bağlı Ortadoğu yönetimleri bir bir devrilmekteydi. Baskıcı yönetimler altında ezilmiş ve çoğunlukta olan mazlum halklar, kısıtlanmış tüm yaşamlarını geri istemekteydiler. Bu uyanış Afrika ve diğer kıtalara sıçrayarak küreselleşecekti. Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi; Türkiye de dünyayı etkiliyordu. Gerçekte ise bütün bunları Tanrı yapıyordu. Mısır’ın ve tüm Ortadoğu’nun Türkiye’yi rol model kabul edip örnek almaları da bu gerçeği göstermiştir. Ortadoğu ve Afrika halkları Osmanlı özlemiyle yanmakta ve hepsi Türkiye merkezli bir dünya yönetimi istemektedirler. Arap birliğini İngiliz atmosferinden çıkartan ve birliği yönetir hale gelen Türkiye, Araplara ‘Özgürce, birlikte ve barış içinde yaşayabiliriz.’ Bilincini öğretmiştir. Erdoğan ve Türkiye, Ortadoğu’da inançsız, menfaatçi ve sömürgeci yönetimlerin altında ezilmiş çoğunluk halkların yol göstericisi olmuştur. Çaresiz halklar Türkiye’ye başvuruyor. Çünkü zalim yönetimler onların yaşamsal haklarını ellerinden almışlardı. Küresel güçler, Ortadoğu’da ve Afrika’da varlığını kaybetti. Küresel güçlerin her konuda Türkiye’ye danışması ve fikrini alması egemenliklerini kaybettiği gerçeğini doğrulamaktadır. Türkiye’nin Ortadoğu’ya yön vermesi, dünyaya etkileri, küresel gündemi değiştirmesi ne kadar etkin bir güç olduğunu göstermektedir. Küresel bozguncular yakında her kıtada egemenliklerini kaybedecekler. Çünkü batıl uzun sürmez. Batıl yüz yıl dayanamadı ama hak olsaydı bin yılı aşardı.
Van münit çıkışı, Mavi Marmara olayı, Mısır, Libya ve Suriye’de insanlığın yanında durması Türkiye’yi güçlü bir hale getirmiştir. Küresel haksızlıklara ses çıkaran, İsrail’i uyaran, İran’ı dizginleyen, Suriye’de mazlum halkı kucaklayan, Irak’ın dağılmasını engelleyen, Arap birliğine yön veren politikasıyla Türkiye, küresel bir güç olma yoluna girmiştir. Ilımlı ve barışçıl politikalarıyla yapıcı ve birleştirici güç olmuştur. Afganistan’ı, Pakistan’ı ve Endonezya’yı birlik olmaya çağırmıştır. Bu çağrıları her kıtada (Osmanlı özlemiyle yananlara) Doğruluk, barış, adalet, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adil düzen isteyenlere yapmaktadır.
BM’yi eleştiren, yapısını sorgulayan, BM’nin politikasını yanlış bulan Erdoğan, küresel güçleri doğru yola çağırmaktadır. Avrupa’ya hatalarını söyleyen ve doğru bir çizgiye çekmeye çalışan, medeniyetler ittifakını oluşturmak için çaba sarf eden bir Türkiye vardır. Avrupa birliği, Şangay beşlisi gibi guruplara girmeye çalışan, ayrımcılığı reddeden felsefeyle birliklere koşan ülke olmuştur.
Artık Türkiye, küresel arenada anlayışıyla, felsefesiyle, yardımseverliğiyle fark edilmektedir. Tıpkı bir dönemlerin Siyon halkı ve Medine halkı gibi mazlumlara sahip çıkmaktadır. Pakistan seline, Somali açlığına, Suriye çıkmazına, mazlumlara ve her alanda yardım çağrıları yapan ve çaresizlerin elinden tutarak insanlığa sahip çıkan ülke olmuştur. Tüm çözüm yollarını en doğru şekilde uygulamıştır. Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Filistin sorunu gibi tüm sorunları en uygun haliyle çözmeye çalışmıştır. Ama çözümsüzlüğü isteyenler süreçleri tıkamıştır. Tayyip Erdoğan, insanlığın sorunlarını çözüme kavuşturma çabasındaydı ancak ellerindekini kaybetme korkusu taşıyan vesayetçiler çözümleri reddetmişlerdi.
Erdoğan’ın BM’deki konuşması, Pakistan’da konuşması, Lübnan’da konuşması Avrupa’nın ve dünyanın çeşitli yerlerindeki konuşmaları onun anlayışını ve liderliğini açıkça göstermiştir. Her dinde Tanrı’nın yasaları insanlığı korur. İnsan haklarına ve insani değerlere sahip çıkarak barışa ve demokrasiye öncülük eden Tayyip Erdoğan, İslam’ın halifesi değil aslında insanlığın halifesidir. Dinlerin birleşmesini, tüm ayrımcılığın kalkmasını, husumetlerin son bulmasını istemekle ve herkesi kucaklayan tavrıyla peygamber rolü çizmektedir. Şu kesindir ki insanlığı koruyan bir anlayış tamamen Tanrı’dandır. Zaten Tanrı Onunla kötü yönetimleri devirmekte ve küresel sistemi değiştirmektedir.
Tayyip Erdoğan, küresel bozguncuların Türkiye’deki şebekesi olan Ergenekoncu-balyozcu-KCK bileşkesine karşı dik durarak karanlık güçleri ülkesinde yıkmıştı. Halka baskı kuran dinsel ve yaşamsal hayatını kısıtlayan ve ülkeyi her yönüyle sömüren kanunsuzları devirmeyi başardı. Bütün bunları Tanrı’dan aldığı destekle ve canını hiçe sayarak yapmıştı. Kalbinde Allah korkusu ve yüreğinde vicdan vardı. Ve Tanrı Onunla olmaya karar verdi.
Vesayete, cuntacılara, egemenlere ve varlıklı zenginlere karşı hakkın savunuculuğunu yapmış ve mazlumlara sahip çıkmıştır. İnsani hakları, kişi hak ve özgürlükleri ön plana çıkartarak dinin özünü görmüştü. Yeni anayasa ile evrensel değerlerin ve küresel ilkelerin ilk adımını attı.
Tayyip Erdoğan’ın yönetime gelişi bile sancılı oldu. Ve O’nun gelişinde Tanrı’nın parmağı vardı. Belediye başkanlığından küresel liderliğe çıktı. O doğru, dürüst, adil, sözüne güvenilen, hoşgörülü, yatıştırıcı, güvenilir olan, çözümcü, dostane haliyle eşsiz bir liderdi. O’ bir kurtarıcı ve Allah’ın seçtiği kraldı. Pek çok peygamber vasfını üzerinde taşıyordu. Ancak yeni nesiller bunu fark edemiyordu. Çünkü yeni nesil olayları çıkar süzgecinden geçiriyordu, değerlerden ve geçmişten kopmuştu. O hak ile batılı deviriyordu. Doğru sözle yalanı eritiyor. İyilikle kötülüğü bitiriyordu. Barışı, adaleti ve kalkınmayı ister haliyle peygamberi bir rol çizmekte idi. Recep Tayyip Erdoğan’ın mehdi olasılığı çok yüksektir. Erdoğan’ı derinlemesine incelediğinizde konuşmalarında, tavırlarında, felsefesinde, bakış açısında, mimiklerinde ve kararlarında tamamen peygamber özelliklerini görürsünüz.
Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatı, yaptıkları ve geleceği şimdiden şekillendirmesi güçlü bir lider ve büyük bir önder olduğunu göstermiştir. Ulusal ve küresel medyada Erdoğan’a eleştiriler ve o’nu itibarsızlaştıracak haberlere çokça yer verilmektedir. Eski egemenler kendi medyalarıyla aldattıkları kitleleri kaybetmemek için korunma ve savunma taktiği uygulamaktadırlar. Kötülere, ancak eski düzenden beslenenler destek verir. Ama gerçekler ve doğrular karşısında onlar da eriyecek ve yıkılacaktır.
Allah’tan çekinmesi, korkması ve dünya hırsı olmaması T.Erdoğan’ın özelliklerindendir. Zalim’e ses çıkarırken bu uğurda ölümü göze almıştı. Mazluma sahip çıkan ve insanlara faydalı haliyle Tanrı’nın dünyaya gönderdiği bir kurtarıcıdır. İslam’a göre mehdi, Tevrat’a göre Davut’un oğlu Kral(yönetici) peygamberdi. İncil’e göre gelecek olan İsa’dır. O sistemleri devirecek, dünyayı karanlıktan aydınlığa çıkaracak, barış ve esenlik devri olan Altın çağı getirecektir.
Zulkarneyn peygamber savaşı isteyenler ve barışı isteyenler diye insanları ikiye ayırmıştı. Barışın tarafında olanları inananlar, savaşın tarafında olanları inançsızlar olarak nitelemişti. Erdoğan barışı isteyenlerin küresel lideridir. Ülkesinde bile Kürt-Türk barışı için mücadele vermektedir. 1789 Fransız ihtilali ile kardeşliğe açılan savaşa dur diyen ilk ülke Türkiye olacaktır. Bu etnik ayrımcılık hastalığına zorla da olsa en son bulaştırılan ülke Türkiye’dir. Savaşa ilk dur diyen İbrahim’in soyundan olan iki öz kardeş (Kürt-Türk kardeşliği) olacaktır. Bu barış havası Türkiye’den tüm dünyaya yayılacaktır. Zamanla yeryüzünde tüm husumetliler barışacak ve kimse kimseyi tehdit olarak görmeyecektir. İnsanlarda dünya kavgası kalkacak ve Ahiret mücadelesi başlayacaktır.
Gerçekte ‘Tanrı’nın İsrail halkı’ Anadolu halkıdır. Tarihi derinlemesine analiz etmiş kimseler bunu iyi bilirler. Asıl soykırım kurtuluş savaşında Anadolu halkına karşı yapılmıştı. Osmanlının merkezi olan ‘Anadolu halkını’ yok etmek istemişlerdi. Onlar kendileriyle beraber dinin hayatta kalma mücadelesini vermişlerdi. Çünkü Anadolu’ya gelen düşman birlikleri Kuran’ı ve inananları yeryüzünden kazımak istemişlerdi. Tanrı, Çanakkale’nin geçilmesine izin vermedi. Ama inananlar baskı ile ülke yönetimini kaybetmişlerdi. Halkı kültüründen ve kökünden kopartacak devrimler yaptılar. İnançsızlığı ve kendi kültürlerini empoze ettiler. Bunun üzerine Tanrı, şehitlerin ardında kalan bir avuç çocuktan yine inançlı nesil yarattı. Ve onlara kurtarıcı bir kul gönderdi.
Yüz yıl geçti ve tanrı vaadinde durdu. Dünya tersine döndü. Güç kutupları yer değiştirdi. 21 Aralık 2012’de kıyamet kopacak denildi. Ancak bu kötülerin kıyameti olacaktı. Bu tarih Altın çağın başlangıcı ve ilk günüydü. Zaten her şeyin bir günde olmasını beklemek çok saçmaydı. Gerçekten de İzmir’in Şirince ilçesi kurtulacaktı. Hesaplar mükemmeldi. Ve ‘Popol Vuh’ kutsallık içeriyordu. Taşkınlar Verona’dan başlayacak ve Fransa’nın yarısını sular kaplayacaktı. Amerika kıtasının doğu kıyıları sular altında kalacaktı. Şeytan’nın yerleşim yerleri olan kıyı kentlerini Tanrı vuracaktı. Akdeniz kıyıları sular altında kalacaktı. Tüm bunlar 2013-2020 yılları arasında gerçekleşecekti. Doğal afetler ve küresel ısınma tavan yapacaktı. Çünkü kötüler, dünya egemenliği için iyileri yok etmek isteyeceklerdi.
Türkiye halkı, Erdoğan ile zalime ses çıkaran ve mazlumun yanında olan bir tavırla hareket etmektedir. Yakında küresel güçler, Türkiye muhalifleri gibi Rabbin kralı olan Erdoğan ile mücadele edecekler. Batıl hakkı deviremeyince şiddete başvuracak. Küresel güçler, kaybolan egemenliklerini geri kazanmak için doğruluğun önderi Erdoğan’ın ülkesine saldırı kararı alacaklar. Ve Türkiye halkı doğruluğun barışın ve insanlığın yanında oldukça Tanrı onlarla beraber olacak. Gün gelecek tüm düşmanlar Türkiye’nin etrafını sarıp saldırı planları yaptıklarında Türkiye halkı korkmayacak. Bu arada küresel afetler çok şiddetlenecek. İnsanlar bir sağdan bir soldan her yerden afet haberleri alacaklar. Çünkü şeytan’ın tayfasına öfkelenen Tanrı halkına sahip çıkıyordu. Vaat ettiği gibi ve onlara kurtuluşu verecekti. Ve zalimlerin haksızlık ve ölümler üzerinden kazanacağı dünya ısrarı onların sonu olacaktı.
Ey İblis, sen insanlığı birbirine düşürüp yok etmek istedin. Onları doğru yoldan saptıramayıp hak ile başa çıkamayınca gücüne güvendin. Sen şiddeti seçersen Tanrı da seçer. Ve sonuçta kaybeden sen olursun.





» Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 25-Mart-2014, 18:14   #3 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak

Teşekürler





» Deccal nedir kimdir deccal nereden çıkacak - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
cikacak, deccal, kimdir, nedir, nereden


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:00.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv