Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Din Bölümü İslamiyet Din ve İnanç

İnsan-ı Kâmil Mertebesi

 Din ve İnanç forumunda yer alan İnsan-ı Kâmil Mertebesi konusu, İnsan-ı Kâmil Mertebesi İnsan-ı Kâmil Mertebesi İnsan-ı kâmil mutlak anlamda birdir ve o da Hz. Muhammed’dir (s.a.v). Henüz Âdem balçık halinde iken peygamber olan Muhammed’dir. Yani Hakikat-i Muhammediyye’dir. Onun yolundan ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-Şubat-2014, 16:45   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart İnsan-ı Kâmil Mertebesi

İnsan-ı Kâmil Mertebesi

İnsan-ı kâmil mutlak anlamda birdir ve o da Hz. Muhammed’dir (s.a.v). Henüz Âdem balçık halinde iken peygamber olan Muhammed’dir. Yani Hakikat-i Muhammediyye’dir. Onun yolundan giden veliler ise Hz. Muhammed’in vekilleri olmaları hasebiyle insan-ı kâmil olarak adlandırılırlar.

İnsan yaratılmış varlıklar arasında mükemmel bir yaradılışa sahiptir. Allah’ın sıfatlarından tecelliler taşımaktadır. Kur’an-ı Kerîm’in insanla ilgili birkaç ayeti şöyledir: Meleklere hitaben şöyle deniliyor: “Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde edin.” (Hicr, 15/29; Sad, 38/72) “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin, 95/4) “Allah sizi yeryüzünde halife yaptı.” (En’am, 6/165) “Gerçekten insanoğlunu şerefli/kerim kıldık.” (İsra, 17/70)


Bu ayetlerde insanın ilahi, sermedi, lahuti ve batınî bir yönünün bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Elbette insanın eksikliğini, yetersizliğini, isyankârlığını, nankörlüğünü, zayıflığını vs. vurgulayan ayetler de vardır. “İnsan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 4/28) “Doğrusu insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır.” (Mearic, 79/19) vb. Ancak tasavvuf geleneğinde, özellikle de vahdet-i vücûd anlayışında, insanın daha çok birinci sırada zikredilen özellikleri öne çıkarılarak bir insan-ı kâmil anlayışı geliştirilmiştir.


Hallâc-ı Mansûr, “Allah Adem’i kendi sûretinde yarattı” hadisinden yola çıkarak, Allah’ın kendi nefsinde, kendisi için tecelli ettiğini söylemiştir. Bu tecelli ile Allah, kendi isim ve sıfatlarının hepsini kuşatan suret vücuda getirmiştir. Hallâc’ın bu anlayışı daha sonra İbn Arabî’nin insan-ı kâmil düşüncesine zemin hazırlamıştır. İbn Arabî’ye göre insan-ı kâmil Allah’ın bütün isimlerini bilen tek varlıktır, insan-ı kâmil, maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır.


İnsan-ı kâmil mutlak anlamda birdir ve o da Hz. Muhammed’dir (s.a.v). Henüz Âdem balçık halinde iken peygamber olan Muhammed’dir. Yani Hakikat-i Muhammediyye’dir. Onun yolundan giden veliler ise Hz. Muhammed’in vekilleri olmaları hasebiyle insan-ı kâmil olarak adlandırılırlar.


Ruhani, cismânî, aklî, duyulur (hissi) ve hayali tüm âlemler insan-ı kâmilde dürülmüştür. Bu âlemlerin unsurlarını kendisinde barındırmaktadır. Zira insan suret yönünden küçük âlem (mikrokozmoz) olmakla beraber, mana yönünden büyük âlemdir (makrokozmoz). Nitekim Hz. Ali bu hususta şöyle demiştir: “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, hâlbuki âlem-i ekber sensin ve o sende gizlidir.”


Mesela on sekiz bin âlemin bir havan içinde dövüldüğü, macun yapıldığı ve bu macundan bir şey oluşturulduğu farz edilse bu oluşturulan şey insan-ı kâmil olurdu. İnsan-ı kâmil on sekiz bin âlemi on sekiz bin gözle seyreder. Her bir âleme girer ve girdiği âlemi o âleme uygun bir gözle seyreder. Hissedilirler âlemini duyu gözüyle, akledilirler âlemini akıl gözüyle, manaları yani ruhlar âlemini kalb gözüyle seyreder. İnsan-ı kâmil için mülkte, melekûtta ve ceberûtta hiçbir şey örtülü ve gizli değildir. O eşyayı ve eşyanın hikmetini olduğu gibi bilir.


Mertebeler ve âlemler birbirinin aynasıdırlar. Lâhutun aynası ceberût, ceberûtun aynası melekût, melekûtun aynası mülktür. Bütün bu âlemlerin aynası ise insan-ı kâmildir. Çünkü insan-ı kâmil Allah’ın halifesidir ve Allah’ı gösteren aynadır. İnsan-ı kâmil hem ilahi hem de âleme ait bir aynadır. Yani insan-ı kâmil kendisinde bütün varlık mertebelerini toplamıştır. Bundan dolayı insan-ı kâmilin varlığı hem Hakk’a hem de halka ayna vazifesi görür.


Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled hazretleri buyurur:


“İnsan bedeni Hakk’ın dükkanıdır. İçinde Rahman’ın sıfatları vardır. Az olsa bile bu sıfatlar aydınlatıcıdır. Bu azdan çoğa doğru seyret!”


Hakk her insanın varlığına hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelam vb. gibi sonsuz sıfatlarından bir miktar koymuştur. Böylelikle insana azdan çoğu istidlâl edebilme yeteneği vermiştir.


Arifin kendi hakikatini tanıması demek insan-ı kâmil olmak demektir. İnsan-ı kâmil, ilahi tecellilerin temsilcisi olduğu için onu tanımak Allah’ı tanımak demektir. Bu yüzden tasavvufi muhitlerde: “Kendini bilen Rabb’ini bilir” hadisi yaygınlık kazanmıştır.


Salik, insan-ı kâmil mertebesine ulaşınca mutlak olan Hakk’a ayna olur. Kendisine ne yönden tecelli gelirse o tecelliyi tahsis etmeksizin ve kayıtsız yani gelen tecelliyi hiçbir şeyle sınırlanmamış bir biçimde kabul eder.


İşitmesi, Allah’ın işitmesi…


Görmesi, Allah’ın görmesi…


Konuşması, Allah’ın konuşması…


Hayatı, Allah’ın hayatı…


İlmi, Allah’ın ilmi…


İradesi, Allah’ın iradesi…


Kudreti, Allah’ın kudreti…


Evet…Görür ve anlar ki kendinde bulunan bütün bu duygular, asaleten yüce Allah’ındır. Yine bilir ki kendindeki o duyguların cümlesi; bir mecaz, bir ariyet, emanet olarak kendinde. Hem hakikat yönünde hem de mülk olarak ne varsa hepsi Allah’ın.


Tasavvuftaki kâmil insan anlayışında,


a) Hiçbir insan Allah mertebesine çıkamaz ve O’nun niteliklerini elde edemez.


b) Hakikat-ı Muhammediye dahil olmak üzere, ilk taayyün seviyesinde bile olsa, Allah’tan başka her şey yaratılmıştır.


c) Abd ve mabud ayırımı yapılarak kişinin hiçbir seviyede ilahlaşma iddiasına kapılmaması, dolayısıyla ibadetten uzak durmaması gerektiği vurgulanmıştır.


İnsan-ı kâmil olmayı istemekle insan-ı kâmil olunmaz. Sufilerin anlayışına göre her insan, insan-ı kâmil olabilmek için bazı kabiliyetler taşır. Hakk Teâlâ herkese bu kabiliyeti vermiştir. Bu kabiliyetlerini tasavvuf terbiye usullerine göre geliştirenler, o makama adaydır. Ancak kusur kişinin kendindedir ki, istidâdını ziyan eder. Kendini bir kâmil mürşide teslim edip ve onun ahlakıyla ahlaklanıp sen de bir insan ol.


Hakk Teâlâ hepimize bu mertebeye erişmeyi ihsan eylesin.


alıntı





» İnsan-ı Kâmil Mertebesi - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 25-Mart-2014, 17:52   #2 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: İnsan-ı Kâmil Mertebesi

Teşekürler





» İnsan-ı Kâmil Mertebesi - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
insani, kamil, mertebesi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:08.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.Com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.Com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.Com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.Com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv