Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Din Bölümü İslamiyet İslam Tarihi

Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani

 İslam Tarihi forumunda yer alan Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani konusu, Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani Mumsema Diyorlar ki "Tarih tekerrürden ibarettir" Hiç ibret alınsaydı ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25-Mayıs-2014, 15:46   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani

Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani

Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani Mumsema Diyorlar ki "Tarih tekerrürden ibarettir"
Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?

Hicri VII/Miladi XIII. yüzyıl. Moğol istilası, Hindukuş'un berisindeki bütün ülkeleri tarihte eşine rastlanmadık biçimde yıkıma uğratmıştı. Bu istîlâdan kurtulabilen birkaç şanslı ülkeden birisi de Hindistan'dı. Fakat Allah tarafından bağışlanan bu huzur ve asayiş, insanları azdırdı. Yönetici sınıfla zenginler zevk ve sefahate düştü, haram yollardan para kazanma ve elbette harama harcama olağan hale geldi, zulüm ve zorbalık hakim oldu, Allah'tan gaflet ve dinden uzaklaşma tırmandı. Bütün bu yanlışlıklar, Hint Türk imparatorluğunun en büyük hükümdarlarından Padişah-ı Gazi Ebü'l-Feth Celaleddin Muhammed Ekber Şah (öl. 1014/1605) zamanında anaye ulaştı.

Ekber Şah, ülke topraklarını adım adım genişleterek, Hindistan'ı tek bir merkezi idare altında toplamayı başaran ilk hükümdardır. O, iyi bir savaşçı olduğu kadar iyi bir ıslahatçıydı. Vergi konulması ve tahsili, idari teşkilat ve ordu sistemi gibi konularda çok önemli yenilikler getirmiştir.

Fakat Ekber Şah'ın olumsuz icraatları da oldu ve bunların en büyüğü ne yazık ki din alanında gerçekleşti. Ekber, 1575'te Fetihpur Sikri'de büyük bir divanhane inşa ettirdi ve ibadethane adı verilen bu binada (Halbuki tarihin hiçbir devrinde onca sapık akıma rağmen İslâm'ın camiden ve mescitten başka bir toplu ibadethanesi olmamıştır ve olamaz.) saray mensuplarını, Müslüman âlim, edîb ve mutasavvıflarla Mecusi, Hindu, Budist ve Hıristiyan bilginlerini toplayarak dini konularda tartışmalar yaptırmaya başladı.

Hükümdar Ekber'in bu güya ilmi tartışma meclislerinde yavaş yavaş şu görüş hâkim olmaya başlamıştı: İslâm dininin ilk mensupları câhil ve bedevî bir millettir. O halde bu din, Babürlüler gibi uygar bir millete ve gelişen çağa uygun değildir. Artık peygamberlik, vahiy, haşr, cennet ve cehennem. gibi ilahi gerçekler alay konusu olmaya, Kur'an-ı Kerim'in hükümleri hafife alınmaya başlanmıştı. Buna mukabil tenâsüh (ruh göçü) inancı yaygınlaşmıştı. Peygamber Efendimizin mi'racı ve diğer mucizeleri tartışılıyor, mübarek şahsiyetine, hanımlarına, savaş ve akınlarına tenkitler yöneltiliyor, O'nun Ahmed ve Muhammed gibi güzel isimleri ile öteki Müslüman isimleri başka isimlerle değiştiriliyordu. Namaz, oruç, hac ve diğer ibadetlerle alay edilmeye başlanmıştı.

Ekber Şah'ı etkileyenlerin başında Şeyh Mübarek b. Hıdır en-Nagori ile iki oğlu Feyzi ve Ebü'l-Fazl el-Allâmî gelmekte idi. Hocası Mir Abdüllatif ise, çeşitli din ve mezheplerle ırklar arasında karşılıklı müsâmahaya dayanan dostluk ve barış içinde yaşama fikrini, yani sulh-ı küll'ü benimsetmede etkili olmuştu. Ebü'l-Fazl, Ekber Şah'ın bazı akıl ve mantık dışı çocukça hareketlerine Allah'a yakınlık ve ibadet vasfını veriyor, kaside ve methiyelerinde onu dünyaya ilahi bir vazifenin ifasına gelmiş bir hükümdar gibi gösterip övüyordu.

Zaten Peygamber Efendimiz (sas) bozulmanın başlayacağı kesime işaret eden mübarek hadislerinde "İnsanlar arasında iki grup vardır ki, onlar düzgün olurlarsa, halk da düzgün olur, onlar bozulurlarsa halk da bozulur: Âlimler ve yöneticiler." buyurmuştu ve ne yazık ki âlimlerden başlayan bozulma yöneticilere doğru yol bulmaktaydı.

Ekber Şah, 12 Rebiülevvel 987 (9 Mayıs 1579)'te düzenlenen bir mevlid merasimi münasebetiyle Fetihpur Sikri Ulu Camii'nde minbere çıkarak Feyzi en-Nagori tarafından kaleme alınan ve kendisini ilahi mertebeye yücelten manzum bir hutbe okudu. Bu olaydan sonra Şeyh Mübarek en-Nagori, Ekber Şah'ı "sultanü'l-İslâm, kehfü'l-enam, emirü'l-mü'minin, zıllullahi ale'l-alemin" olarak tanıtan ve onu dini ve dünyevi meselelerde tartışılmaz otorite olarak kabul eden bir belge (mahzar) düzenledi, ileri gelen âlimler de bu belgeyi imzaladılar (Eylül 1579).
Ve nihayet 1582 yılında Ekber Şah, bütün eyalet valilerinin önünde "Din-i İlahi" (Tanrısal Din) diye bir şey kurduğunu resmen ilan etti. Yeni dini şöyle savunuyorlardı: "Hak, doğruluk gibi evrensel gerçekler yalnız ve sadece bir dinde bulunmaz. Bunlar her din ve millette bulunur. O halde her dinde hak ve gerçek olan ne varsa alınmalı, bunlardan, hepsini bir araya toplayan tek bir din meydana getirilmeli, bütün insanlar da ona çağrılmalıdır. Böylece milletler ve dinler arası anlaşmazlıklar son bulacaktır. İşte insanları bir araya toplayacak olan 'Din-i İlahi' budur."

Dinleri incelemek için kırk kişilik bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyon, bütün din ve milletleri hoşgörüyle, hattâ saygıyla incelerken, İslâm'ın adı geçtikçe alay ediyordu. Eğer İslâm'ı savunmak veya karşı iddiaları çürütmek isteyenler olursa derhal susturuluyorlardı.

"La ilahe illallah, Ekber halifetullah (Allah'tan başka tanrı yoktur ve Ekber O'nun vekilidir.)" sözünü bu yeni dinin şehadet kelimesi yapmışlardır. Bu Tanrısal Din'e girenler "teşile" adını alırdı ki bunun Hintçe'de manası "mürid ve tabi" demekti.
İslâmî selâmlaşma usulü de değiştirilmişti. Selâma başlayan "Allahü Ekber" der, cevap veren de "Celle celalühü" ifadesini kullanırdı. Şah'ın ismi Celaleddin, lâkabı da Ekber idi. Bu duruma göre selâm, onun isim ve lâkabını tekrarlamaktan ve tanrılığını itiraftan ibaret oluyordu.

Uydurma "Din-i İlahi"yi kabul edenlere, şehirlerini süslemek için hükümdarın resmi ve heykeli hediye edilirdi. Hükümdara ibadet, dinin esaslarındandı. Halk, onu her gün ziyaret eder, huzuruna çıkmak şerefine erenler de ona secde ederdi. Hükümdarı arzu ve ihtiyaçlarının mercii olarak gören yalancı âlimler, ileri gelen kişiler ve sahte sofiler bile ona secde etmekten çekinmiyorlardı. Düştükleri bu iğrenç şirki de "saygı ve selâm secdesi" veya "yer öpme" gibi kelimelerle kamufle ediyorlardı. Nitekim Allah Rasulü (sas) buyurmuştu: "Öyle bir zaman gelecek ki, ismini değiştirdikleri haramı -ismi değiştirildikten sonra- helal bilecekler."

Yeni dinin temeli her ne kadar "bütün dinlerin iyi tarafları alınacak" diye atıldıysa da bu dinde İslâm'dan başka her dine yer vardı. İslâm'a ise asla.

Uydurma "Din-i İlahi", Mecûsîlerden "Ateşe Tapmayı" almıştı. Hükümdarın sarayında asla söndürülmeyen bir ateş yakıldı ve ışıklar yakılırken saygı için ayağa kalkmak farz kabul edildi.

Hıristiyanlardan çan çalmayı, istavroz (haç) çıkarmayı ve birtakım âyinleri aldılar.

Hinduların bütün kutsal bayram ve günleri, dinlerinin gereğine göre kutlanmaya başlandı. Gündüz dört kere güneşe tapmak ve her gün bin defa güneşin adını anmak gerekiyordu. Ne zaman güneşin adı anılsa derhal "cellet kudratühü" (Kudreti ne yücedir, anlamına Allah için kullanılan bir saygı ifadesi) denilirdi. Halk alınlarına Hintçe'de "kaşka" denilen bir dövme yaptırıyor, omuzlarına ve vücutlarının yan kısmına cenyo (zünnar) kuşanıyorlardı. Sığırları kutsal saymaya başlamışlardı.

Uydurma "Din-i İlahi", İslâm'dan başka bütün dinlere ilgi ve saygı gösteriyordu. İslâm âlimleri Müslümanlığı müdafaa için bir şey der veya bir sapıklığı reddederlerse kendilerine fukaha, sözlerine fıkıh deniyordu. Onlara göre fukaha, önemsiz, ahmak kişi demekti. Arapça öğrenmek ve hadis okutmak da hoş karşılanmıyor, bunlarla meşgul olanlar küçümseniyordu. Dînî eğitim veren mektepler boşalıyor, İslâm âlimleri ülke dışına göç ediyorlardı.

Çoğu yetkili, ülkenin resmî dilinin Hintçe olmasını ve Arapça kelimelerin dillerinden tam olarak atılmasını istiyordu.

Faiz, içki ve kumar helal kabul ediliyordu. Yılbaşı kutlamasında, hükümdar meclisinde içki içmek şarttı. Artık müftü ve kadılar bile bunu günah saymıyordu. Altın ve ipek kullanmak, kurt ve aslan eti yemek helal sayıldı. Domuz, yalnız helal sayılmakla kalmayıp kutsal hayvanlar arasına sokularak, sabahları onu görmek uğur kabul edildi.

Ölüleri defin yerine, yakmak veya denize atmak tercih ediliyordu. Eğer bir kimse ölüsünün islâmî usullere göre defn edilmesini isterse, Ekber Şah, cenazenin ayakları kıbleye gelecek şekilde gömülmesini emretmişti. Bizzat kendisi de İslâm'a inat olsun diye ayaklarını daima kıbleye doğru uzatırdı.

Uydurma "Din-i İlahi", Ekber Şah'ın şahsında merkezileşen bir kült olarak gelişmişti ve dine katılacak kişiler dahi hükümdarın kendisi tarafından seçiliyordu. Saltanat, güç-kuvvet, iktidar, beldeler. emri altındaydı. Ona kim karşı durabilir, İslam'a kim yardımcı olabilir ve Allah'ın dinini kim savunabilirdi?

Zayıf cüsseli, mal-mülk, makam ve mevki sahibi olmayan fakat Allah'a kavi bir imanla inanmış, mala mülke bakmayan, dünyaya değer vermeyen, onun fani lezzetlerine iltifat etmeyen bir derviş kalktı dikildi. İmam-ı Rabbânî diyorlardı adına. Fârûkî idi, yani Hz. Ömer soyundan. Allah'ın yardımıyla büyük dedesi Hz. Ömer gibi hakkı batıldan ayıracaktı. O, doğrudan Ekber Şah'ı ıslaha kalkışmadı, daha yaygın bir rûhî ve fikrî inkılâba girişti. Mektuplar yazdı, uyardı, irşad etti, doğruyu gösterdi.





» Ekber Şah'ın Din Modeli ve İmam Rabbani - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
din, ekber, imam, modeli, rabbânî, sahin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:46.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv