Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Din Bölümü İslamiyet İslam Tarihi

Mutezile Ekolü

 İslam Tarihi forumunda yer alan Mutezile Ekolü konusu, Mutezile Ekolü Mutezile Ekolü Kardeşler İslam tarihini okurken ümmetin ihtilaflara boğulmasının tarihi kökenini çok iyi anlamak durumundayız. Tefrikanın tarihi kökenleri nelerdir bu mirası bize devredenler kimlerdir, amaçları nedir vs gibi ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25-Mayıs-2014, 15:48   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Mutezile Ekolü

Mutezile Ekolü

Kardeşler İslam tarihini okurken ümmetin ihtilaflara boğulmasının tarihi kökenini çok iyi anlamak durumundayız. Tefrikanın tarihi kökenleri nelerdir bu mirası bize devredenler kimlerdir, amaçları nedir vs gibi sorulara bir nebze ışık tutacak çok önemli bir yazı. Biraz uzun ama hassaten okumanızı tavsiye ederim.

Keşke Mutezile baskıcı tavra girmeseydi de bugün onların görüşlerini ortaya koyan Zemahşeri gibi büyük alimlerden istifade edebilseydik.

Evet Mutezile baskı uyguladı, kendi görüşünü zorla dayattı bunun savunulacak hiç bir tarafı yoktur pekala ya iktidarı ele geçiren Ehli Hadisciler, onlar ne yaptı? Onlar da Mutezileden farklı değildi. Mutezile alimleri öldürüldü bütün kitapları yakıldı ve koskoca kaynaklar heba oldu gitti. Ne kadar üzücü.

***

Abbasilerin yükseliş döneminde gerçekleşen kısa süreli Mûtezile iktidarı, tarihe çok önemli notların düşüldüğü bir dönemdir. İslam’ın tarihi boyunca gerçekleşen ilk ve tek uygulamaların barındığı bir kısa dönem de diyebiliriz.
İslam kurumlar tarihinde ortaya konulabilen benzer bir örneğini göremediğimiz bir uygulama olan Beytü’l-Hikme kurumu bu dönemin gerçekleştirdiği dev bir projedir.

İslam'ın Özgürlükçü Yorumunun (Mûtezile) İktidarla İmtihanı

Doç.Dr. Mehmet Azimli*

GİRİŞ

Bu çalışmamızda İslam tarihinin en önemli fikir hareketlerinden biri olan Mûtezilenin, savunduğu fikirlerle, iktidarda bulunduğu dönemdeki uygulamaları arasındaki çelişkilere değinmek istiyoruz. İslam tarihinde kısa, fakat önemli bir zaman dilimi olduğunu düşündüğümüz ve İslam düşünce hareketleri açısından önemli addedilen bu döneme, çalışmamızda kısaca göz atmaya çalışacağız. Bu konuyu izah sadedinde de dönemin ünlü hadis bilgini Ahmed b. Hanbel’in (v.h.241/m.855) ve ünlü bir komutan ve bürokratı olan Afşin’in (v.h.226/m.840) Mûtezilî iktidar ile olan problemlerini değerlendirmeye çalışacağız.

Dönemin Siyasî Ve Kültürel Durumu

Emevîlerle birlikte başlayan devlet yönetimindeki baskıcı yöntemler, Ehl-i Beyt’e yapılan kötü muameleler, Arapçılık fikrinin halka dayatılması halkta özgürlükçü bir yapılanma isteği doğurmuştu. Bunun neticesinde de halk kesimleri alternatif bir yönetim biçimi vadeden Abbasileri desteklemeye başladılar.

Abbasilerin iktidara gelmeleri, halk kesimlerinin çoğunluğunda büyük umutlar oluşturmasına rağmen, Abbasiler özgürlükçü bir devlet yapısı ortaya koyamadılar. Bu dönemde de klasik saltanat dönemlerinde olduğu gibi, sultanın benimsediği fikrî düşünce, devletin resmi görüşü olmuş ve halka bu görüşler dayatılmak istenmiştir.

Abbasilerde, bir devlet projesinin halka dayatılmak istenmesinin tipik bir örneğini, Ebû Cafer Mansur’un (v.h.258/m.774) İmam Malik’e (v.h.179/m.795) yaptığı bir teklifte görüyoruz. Abbâsî halîfesi Ebû Cafer Mansur’un, İmam Mâlik’in kitabı olan Muvatta’nın devletin resmi eğitim kitabı haline getirilmesi teklifine İmam Mâlik karşı çıkmış, resmî bir dinî görüşün halka zorla dayatılmasının doğru olmadığı gerekçesiyle bu teklifi reddetmiştir.1 Fakat sonraki dönemlerde de belli dinî görüş ve mezhebî eğilimlerin, bir devlet görüşü olarak halka zorla benimsetilmeye çalışıldığını müşahede ediyoruz.

Abbasilerin İlk döneminde, siyasî gücü elinde bulunduran Fars kökenli Bermekî ailesi, Sasanîlerden gelen ulusçu ve devleti esas alan zihniyetin temsilcisi olarak bütün Sasanî kurum ve adetlerini adeta yeni devletin içine transfer ediyorlardı. Böylece Sasanî devlet teşkilatı büyük oranda Abbasi devletine aktarılmıştı. Bu transfer sırasında İslam açısından uygun görülemeyecek bazı kültürel öğeler de transfer ediliyordu.

Siyasî otoritede ki bu olumsuzlukların dışında toplum bazında düşündüğümüzde; Tevrat ve İncil değişik şekillerde İslam kılıfıyla aktarılıp “Halk İslamı” oluşturulmuştu. İsrailiyât yayılmış, halk Kassâslardan dinî öğrenir duruma gelmişti. Ayrıca bunlara ilaveten, akla gereken değeri vermeyen ve sadece zahiri Nâss’ı esas alan bir düşünce hareketi gelişiyordu. Bunlar kendi fikirlerine ters gelen bütün fikirlere karşı savaş açıyorlar, dönemin alimlerini dövüyorlar kendi fikirlerine uymayan kişileri baskı altında tutuyorlardı. Taberî(v.h.310/m.922) bu tip bir linç girişimlerine uğrayan alimlerden birisidir.2 Bu durumda baştan beri bu yaklaşımları doğru bulmayan ve alternatif düşünceler üretmeye çalışan Mûtezilî alimler harekete geçmeye baladılar.3

Mûtezile’nin durumu

Emevîler döneminden beri saltanatçı iktidar zihniyeti, istikrarı devam ettirme adına her şeyin Allah’ın takdiri ile meydana geldiğini ve olaylarda insanın hiçbir dahlinin olmadığını savunan Cebriyye ideolojisini desteklemesine karşın, Mûtezile insan hürriyeti düşüncesini savunuyordu. Bunu da “Adl prensibi” içinde açıklıyordu. İnsan özgürlüğü temeline dayalı olan olgular, iktidarın şiddete ve baskıya dayalı Cebr ideolojisine bir tepki olarak gündeme gelmişti. Nitekim Emevî iktidarının sarıldığı bu cebir düşüncesine karşı çıktığı için bir kısım bilginlere o dönemde baskı uygulanmış ve bir kısım alimler de öldürülmüştü. 4

Mûtezile fikrî yapılanmasını ortaya koyarken iki konu ön plana çıktığı aktarılmaktadır: Birincisi onlar aklı ön plana alıyorlar ve aklı ikinci plana iten söyleme ters bir şekilde aklın bilgiyi edinmede esas olduğunu vurguluyorlardı.5 İkincisi ise irade hürriyetine inanıyorlardı. Bu inançla, insanların Allah’ın takdiri ile zorunlu olarak yaptıkları amellerden sorumlu olmalarının adalete uymayacağı düşüncesinden hareketle, insanın amellerinde özgür ve sorumlu olduğu tezini ileri sürüyorlardı.6

İlk başlarda insan iradesinin özgürlüğü düşüncesi Allah’ın amellerde bir zorlaması olmadığı bağlamında düşünülse de, sonraları Mûtezile irade hürriyetine ve dolayısıyla insanın sorumluluğuna vurgu yaparak, yönetim biçimini saltanata dönüştüren ve bunun meşrûiyetini cebrî, ezelî kader doktrini ve ilahî kaynaklı iktidar iddialarıyla sağlamaya çalışan Emevî yönetimine karşı muhalif ve özgürlükçü bir tavır sergilemiştir.7

Mûtezile, bütün bu özgürlükçü düşüncelerini de ısrarla savunduğu “adalet prensibi” içinde ortaya koyuyordu.8 Mûtezilenin Cebriye ideolojisine karşı geliştirdiği yorum, iki farklı fiilden birini seçme kudretini, insanın özgürlük noktası olarak vurgulamasıydı.9 Bu anlamda bireyin özgürlüğü düşüncesini temel alarak, bununla insanı birey olarak kendi eylemlerinden sorumlu tutmayı amaçlıyordu.10

Mûtezile ortaya çıktığı yıllarda her fırka gibi Emevîlerin iktidarına karşı Abbasilerin isyanını desteklemişlerdir. Fakat Abbasilerin de Emevîlerin çizgisinde saltanatçı bir yapıya dönmeleri üzerine Mûtezile’nin, Abbasi döneminde, gerektiğinde silahlı mücadeleye de önem vererek muhalefetteki isyanlara destek verdiklerini müşahede ediyoruz.11 Buna örnek olarak o dönemin önemli bir isyanı olan Muhammed Nefsu’z-Zekiyye (v.h.145/m.762) isyanını verebiliriz.12 Bu dönemde Mûtezile, daha sonraları onun adıyla anılacak olan, adeta bir Mihne dönemi yaşıyor ve Mûtezilî alimler işkence altında kalıyorlardı.

Bütün bunlara rağmen Mûtezilî alimler Harun Reşit (v.h.193/m.808) döneminin sonlarında olduğu gibi daha yeterli alimlerin bulunamamasından dolayı Maniheistler gibi sapık fırkalarla mücadele ve münazara için Sind taraflarına gönderiliyorlardı13 ve oralarda müthiş fikrî mücadelelerde bulunuyorlardı.14 Onlar yeni fetihlerle ortaya çıkan İslam’a ters yeni fikirlerin zararını göğüsleyerek sahih bir din felsefesi kurmak için gayret göstermişlerdir.15

Mûtezile’nin muhalefet döneminin, Bermekîlerin Harun Reşit tarafından bertaraf edilmesiyle sona yaklaştığını görüyoruz.16 Çünkü Sasanî geleneğin takipçisi kabul edebileceğimiz Bermekîler, bu gelenekteki katı saltanatçı yapı gereği daha özgürlükçü söylemlere karşı şiddet uygulama politikası güdüyorlardı. Bermekîlerin bertaraf edilmesi, Mûtezilenin iktidara yürüyüşünün başlangıcı olduğu söylenebilir.17 Bermekîlerin gidişiyle Mûtezilî alimler hapishanelerden serbest bırakıldılar.(h.187/m.803)

Harun er-Reşit’in oğlu Emin’den (v.h.198/m.813) sonraki dönem ise artık Mûtezilenin iktidar dönemidir. Emin’i devirip yerine geçen Memun (v.h.218/m.833) ilmî birikimi çok yüksek bir halifedir. Zeki, ilme değer veren, cömert, fıkhî bilgilere hakim, feraiz konularında bilgin, tıp konusunda uzman, demokratik eleştiriye yatkın, halka saygılı,dinî hayatı mazbut bir halifedir.18

Memun hocası olan ve aynı zamanda o dönemde Mûtezilenin lideri olan Ebû’l Huzeyl el-Allâf’dan (v.h.235/m.849)19 çok etkilenmiş ve bu etkiyle iyi bir Mûtezile temsilcisi olmuştu. Memun Mûtezile’yi iktidara taşıyan şahıstı ve iktidara geçince Mûtezilî hocasından öğrendiği Mûtezilî düşünceyi devletin resmi ideolojisi olarak halka sunmayı ve bu şekilde halkı aydınlatmayı düşünmüştü. Böylece Mûtezile, muhalefet yıllarında savunduğu projeleri, Memun’un iktidarı ele geçirmesiyle birlikte, uygulamaya başladı.

Etrafında aklı ön plana alan rey mensubu fıkıhçılar ve Mûtezilî yorumu benimseyen kelamcılar bulunan Memun’un en önemli projesi Beytü’l-Hikme idi. Bu proje ile bir çok dilden felsefi ve bilimsel tercümeler yapılacak ve bu yeni fikirlerle halk hem hurafelerden hem de aklı arka plana bırakan ve zahirî Nâssa dayanan bir düşünce yapısından kurtulacaktı. O, bu gayretleriyle uzun süredir insanı nesneleştiren düşünce yapısına karşı, aklı ve insanı tekrar devreye sokma çabasındaydı.

Memun, taklitçi, eski bilgileri olduğu gibi kabullenen, yeni bir şey üretmeyen bir zihin yapısından (mükevven akıl) çok; üretici, sorgulayan, oluşturucu (mükevvin akıl)bir zihniyetin gelişmesini istiyordu.20 Bu anlayış Müslümanları pasif bir nesne olma yerine, aktif bir özne olma konumuna getirecekti.

Ayrıca Sasanî kültürel yapısının Müslümanlar üzerindeki olumsuz etkilerini de fark eden Memun bu kültürel saldırıya karşı savunmasız duran Müslümanların zihinsel yapılarını, gereken bir şekilde koruma yolunun ancak Beytü’l-Hikme gibi bir kurum ile olabileceği kanaatindeydi.21

Memun’un kurduğu ve çok önem verdiği Beytü’l-Hikme kurumunda, bir ilim merkezine yakışan kurallar yerleştirilmişti. Siyasî baskı altında ilmî faaliyetlerin gelişemeyeceği düşünülerek hiçbir siyasî baskı uygulanmıyordu. Buradaki özgürlük ortamına bakarak siyasî bir yönlendirme olmadığını da rahatlıkla anlayabiliriz. Herhangi bir mezhebî kaygı bulunmuyordu. Bu merkezde ilim ruhunun hakim olduğu, mutlak manada ilim, inanç ve fikir hürriyetinin bulunduğu, her şeyin akıl ve mantık ölçülerinde gerçekleştirildiği, orijinalliğin, yaratıcı düşünce ve araştırmacı zihniyetin ödüllendirildiği aktarılmaktadır.22

Burada Arapların aleyhine bir düşünce geliştirilebiliyor, hatta genel kabul gören İslamî yorumlara aykırı olsa bile bu fikirler kısıtlanmıyordu. Bundan dolayı bu kurum’a Hıristiyan, Nebatî, Yahudi, Süryanî, Sabî, Mecusî gibi değişik din ve kültürlerden insanlar akın ediyorlardı. Dünyanın farklı yerlerindeki değişik ilim dallarından bir çok bilim adamı bu özgürlüğü duyup buraya gelmişti. Burada görevlendirilenler için istenen kriter, siyasî ve dinî görüşlerinden çok ilmi yeterlilikti. Buradaki özgürlüğü ifade etmek için gayrimüslim bir bilim adamı olan Thaumaturgos’un şu sözlerini aktaralım. “Hiçbir konuyu incelememiz yasak değildi.Gizlenen saklanan bir şey yoktu. Her doktrin incelenebiliyordu. Bu konuda tam bir güvenlik vardı. İlahî-Beşerî her şeyi araştırabiliyorduk”.23 Bu güvenli özgürlük ortamı yüzlerce bilgini Bağdat’a çekti. Nesturîler, baskı altındaki Sabîler, sarp dağlara çekilen papazlar buraya gelmişti. Eğer, en ufak bir baskı olsa, bunlar burada toplanamazlardı.24

Memun özgür fikrî tartışmaları seven birisi idi. O, huzurunda münazaralar yaptırıp bu tartışma sırasında herkesin fikrini söylemekte hür olduğunu söylerdi. Ona göre insanları doğruya iletmek kaba kuvvetle değil, fikirlerle olmalıydı.O, halkın görüşünün önemini değişik defalar söylemiş ve demokratik bir kişilik ortaya koymuştu25 ve bu özgür düşünce yapısıyla beraber affedicilikte de ilerideydi. Birçok Bizanslı esiri serbest bırakmış, bir çok suçluyu affetmişti. O “eğer insanlar bendeki affediciliği bilselerdi bana suç işleyerek yaklaşırlardı.”26 diyordu.

Memun bu affedicilik özelliğine ve Beytü’l-Hikme’ye verdiği bu özgür ortama rağmen, hilafetinin son yıllarına doğru tarihe Mihne yılları olarak geçecek olan baskılara başladı. O, bu işe karar verirken kendine göre dinî gerekçeler bulmuştu. Ona göre, Hıristiyanlığa karşı halkı korumak gerekiyordu. Bunun için dönemin popüler konusu olan Kur’an’ın mahluk olduğu konusunda baskılar yapılacaktı.

Bu anlayışa göre Kur’an’a mahluk denmesi gerekiyordu. Kuran mahluk olarak görülmez ve ezelî olarak kabul edilirse “Allah’ın kelimesi” olarak Kuran’da geçen İsa da ezelî olarak algılanmak zorunda kalınacaktı. Bu da İslam akaidi açısından tehlike idi. Zaten böyle bir düşünceyi o günlerde Müslümanlara empoze etmeye çalışan Hıristiyanlar da bu meselenin bu kadar ileri boyutlarda tartışılmasına sebep olmuşlardı. Memun böyle bir düşünceye engel olma adına anlamsız bir baskıya başladı.27 Bunu yapmakla halkın inancını ve devletin sürekliliğini korumayı düşünüyordu.28

Memun, ilk başlarda bu fikri halka aktarsa da kabul edilmesi yönünde pek olumlu işaretler almadığı için, kendi benimsediği fikirlerin halkta bir an önce yansımalarını görmek adına, acele ederek Mihne olayını sistemli ve kurumsal hale dönüştürmüştü.29 Anadolu tarafına sefere çıktığı yıl, verdiği bir kararla Bağdat’a mektuplar göndererek, Mihne olayına start verdi. Memun, mektuplarında halkı küçümsüyordu. Bağdat’a gönderdiği ilk mektubuna uygun olarak insanlara Kuran’ın mahluk olup olmadığı soruluyor, Memun gibi düşünmeyenler kelepçeleniyor, kadılık gibi görevlerde olanlar görevlerinden alınarak sorgulanıyor ve hapislere atılıyordu.30





» Mutezile Ekolü - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
ekolu, mutezile


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:05.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.Com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.Com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.Com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.Com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv