Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Forumana.com & Genel Üyelere Özel Kişisel Sayfanız

İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

 Kişisel Sayfanız forumunda yer alan İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ konusu, İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ UFA. / Ekim 2015./Bashinform Haber Ajansı. Galiya Nabiyeva/. ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır. ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 19-Ekim-2015, 20:04   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

UFA. / Ekim 2015./Bashinform Haber Ajansı. Galiya Nabiyeva/.
‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır. Türkiye’de kavramı, olayın tanımı var, ama hareketin kendisi kalmamıştır. Bunlarla ilgili olarak Bashinform Haber Ajansı’nda bulunan gazetecilere İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet Biner açıklamalarda bulundu. Ufa’da açılacak olan ‘Rusya ve Doğu: ülke ve halkların etkileşimi’ konulu 10. Rusya Şarkiyatçıları Kongresi’nde bu konuyla ilgili oturumda ayrı bir tebliğ de sunulacak.

Şarkiyatçı bilim adamına göre ‘İnsanlar bugün Pantürkizm fikrini kabul etmiyor, çünkü dünya küçük bir köy haline gelmiştir, bizler tüm halklarla,tüm milletlerle ilişki içindeyiz’. İsmet Biner Türkiye’de bu konuyu işleyen insanların ‘radikal veya radikal-milliyetçi yapılar’ olarak adlandırdıklarını belirtti. ‘Hatta onlara milliyetçi denir. Çoğu insan esas hareketin Türkiye’den geldiğini düşünür, ama ben öyle dşünmüyorum’ dedi.

Bilim adamı ‘Kendilerini Pantürkist olarak tanıtan insanlarla görüştüm. Onlara kendimi tanıttım, Başkurtça’yı öğrendiğimi ve üzerinde çalıştığımı söyledim. Onlar da Başkurdistan’ın nerede olduğunu bilmezler. Bu insanlar cahil ve eğitimsiz insanlardır. Bu bir siyasi konjöktördür’ diye anlattı.

İstanbullu profesör ‘Türkoloji veya Türk halklarının tarihini incelemek bir bilimdir ve Pantürkizm ile hiçbir ortak tarafı yoktur. Globalleşme sürecinde bu hareket aktüalitesini kaybetti, artık eskisi gibi güncel değil’ dedi.

‘Pantürkizmin bilimle hiçbir ilişkisi yok, siyasetçiler tarafından körüklenir. Öyle bir hareket kalmadı, sadece kavramı vardır’, - altını çizerek dedi İsmat Biner.

Bilgi notu. Pantürkizm, Türk halklarının yaşadığı devletlerde etnik, kültür ve dil birliği temelinde siyasi bir konsolidasyonun gerekliliğini savunan kültürel ve siyasi bir akımdır.



Açtığınız konu adına benzer bu konular bulunmuştur, lütfen başka konu açınız.

Kaynak Linki : http://www.forumana.net/newthread.php?do=newthread&f=12





» İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 19-Ekim-2015, 21:18   #2 (permalink)
Sam
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

‘Pantürkizm’ terim olarak ortadan kalktı, Türkiye’de kavramı, olayın tanımı var, hareketi sönmüş, kaybolmuştur. İsmet BİNER Beyefendi bu konuda birilerini kandırmaya çalışmaktadır. Sıradan dinleyiciyi, yani toplu bilgi kanalları kullanıcısını bu sözleriyle yanıltabilir. Ama konuyu daha derinden inceleyen uzmanları, Rusya’nın türkolog ve doğubilimcileri bu numarayı yutmaz.
İsmet BİNER mi bilmez, Türkiye’nin ABD’nin de desteğini arkasına alıp ‘Pantürkizm’de dahil olmak üzere farklı ideolojileri kullanarak adım adım eski SSCB topraklarına yerleşmek istediğini?! Bu nasıl bir şeydir öyle? Yani terim kullanımdan çıkmış, hareket eriyip gitmiş, ama kavramı ve olayın tanımı var. ‘Pantürkizm’ terimi de kullanımda, kavram ve olayın tanımı da, hatta hareketi de ortada ve yaşamlarına devam etmektedirler. Sadece bir evrimden geçtiler, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve yirmi beş yıllık süreliğine Washington’un liderliğinde tek kutuplu dünya sisteminin ortaya çıkmasıyla ufak tefek değişime uğradılar.
Neyse dinleyicilerin bilincini marifetsizce manipüle etme çabasını bir yana koyalım. Mesele şu ki, Prof.Dr. İsmet BİNER Beyefendinin kendisi Türkiye’de varolan ‘Neoosmancı-atlantist’ olarak tanımlanan hareketin aktif üyelerinden biri olması. Mensup olduğu hareket öyle bir hareket ki, yakın geçmişte Türkiye’de rakip sandıkları ‘Milliyetçi-avrasyacı’ kanadı ezmeye çalışmış ve epey başarılı da olmuşlardır bu yönde. Bu kavgada daha nokta konmamıştır. İşin aslı, İsmet BİNER’in ‘tükenmiştir’ dediği ‘Pantürkizm’, yani Türkçülük hareketi şeklen ve fikren Milliyetçi Hareket Partisi sınırları çerçevesine konmuş veya kondurulmuştur. Hata şurada. Rusya ve post-sovyet ülkelerinin çoğu alan araştırmacıları ve türkologlarının bir tek MHP’nin faaliyetini Türkizm ve Pantürkizm ideolojisi üzerinden yürütmekte olduklarını sanmış olmalarıdır. Aslında bu ideolojileri kullanan ayrı bir hareket kabul ettiğimiz ‘Neoosmancı-atlantist’ler daha tehlikeli bir akımdır. Bu hareketi, Hizmet (Nurcular) hareketi taraftarları, bizzat Neo-osmancılar, ‘Soğuk savaş’ döneminden kalma ve ABD etkisi altında olan ‘milliyetçi-pantürkistler’ (MHP’den kaçan eski kafalar) karışımı olarak tanımlayabiliriz.
İşte ‘Neoosmancı-atlantist’ akım, Türkiye’de oluşmaya yüz tutan Avrasyacı milliyetçileri yok etmeye çalışmaktadır. Bu oluşum Rusya ve ona bağlı Türk asıllı bölgeler, bağımsız Türk ülkeleri olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, diğer Asya ülkelerinden Tacikistan, Moğolistan, hatta İran ile sıkı bir işbiriği kurmayı planlamaktaydılar. ‘Milliyetçi-Avrasyacılar’ Şanhay İşbirliği Örgütü tam üyeliği için hevesli, ABD’den uzaklaşmayı denemekte ve yavaş yavaş NATO’dan da ayrılmayı düşünmekteydiler. Okyanus ötesindeki ‘Büyük kardeş’ Türkiye’de kontrol ettiği güçleri tekrar gözden geçirerek kendi tarzında atlantist çevreleri kuvvetlendirdi. İlk yumruğu askeriye, emniyet ve istihbarat teşkilatlarına, yargı ve mahkemede aktifleşmeye başlayan Avrasyacılara indirdi. Sonra devletin başka organlarında, basın ve iş dünyasında çalışan Avrasyacılar temizlendi. Günümüzde Türkiye Cumhüriyeti Cumhürbaşkanı R.T.Erdoğan’ın çevresi ‘Neoosmancı-atlantist’ler tarafından sıkı sıkıya kontrol edilmektedir, ki bu akım Rusya’ya karşı el altından oyun oynamakta, Amerikalıların isteği doğrultusunda Rus-Türk ilişkilerini bozmaya devam etmektedirler.
Böyle bir akımın içinde yer alan İsmet BİNER kimlerle birlikte hareket etmektedir? Sakladığı bağlantıları nedir? Eski SSCB topraklarında ne tür işler evirip çevirmektedirler? Rusya’da ve özelde İdil-Ural bölgesinde ne yapmaya çalışmaktadırlar? Başkurdistan’a ilk nasıl geldi, hangi amaçlarla buralara tekrar tekrar dönmektedir? Başkurt bürokrat ve yöneticilerini nasıl satın almaktadırlar? Başkurdistan’daki ‘Nüfuz ajanları’ kimlerdir? CİA’nin gölgesi olarak bilinen STRATFOR İstihbarat ve Analiz Merkezi ile nasıl bir bağlantı içindedirler? ABD Türk istihbaratını ve başka hayati önem taşıyan devlet organlarını nasıl kontrol etmekte, onları nasıl bir hedefle yükümlendirmekte ve hangi kadrolarla güçlendirmektedir?
Prof.Dr. İsmet BİNER ‘Neoosmancı-atlantist’ akımın gizli üyeleri olan İbrahim KALIN (Cumhürbaşkanı Basın Sözcüsü), İsmet YILMAZ (son parlamento seçimlerinden sonra TBMM Başkanlığına seçtirilen), Mustafa İSEN (Cumhürbaşkanlığı eski Genel Sekreteri, AKP milletvekili) ve onların liderliklerini yaptıkları oluşumun içindedir. Bu akımdaki hiyerarşiye bakınca sonradan Kudret BÜLBÜL (YTB Başkanı), Musa YILDIZ (yıldızı yeni parlayan ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektörlüğüne getirilen) Fırat PURTAŞ (TÜRKSOY Genel Sekreteri Yardımcısı) gibi isimler gelmektedir. İsmet BİNER’in de yer aldığı bir sonraki tabakadaki isimler de bilinmekte, onlar da bir üst konuma geçmeyi beklemektedirler. Bu hakkı daha çabuk elde etmek için can atmaktadırlar ki, sık sık dış ülke ziyaretleri sırasında örtülü operasyon yapma girişiminde bulunmaktadırlar. Bu doğrultuda İsmet BİNER de belirli sürelerle Ufa’ya, bazen de Moskova’ya gelmektedir. Sözü geçen takımda İsmet BİNER ‘Başkurdistan’dan sorumlu adam’ konumundadır. ‘Bilim adamı’ maskesini çıkartınca, ‘Başkurt işlerine’ bakan ajan oluvermektedir. Bu tür ajanlar ağırlıklı olarak türkolog ve şarkiyatçı, yani bilim adamı kimlikleri altında tüm post-sovyet alanında faaliyet göstermektedirler. İsmet BİNER ve ‘meslektaşları’ siyasi ve sosyal istihbarat üzerinde yoğunlaşmış durumdalar, mühbirlik ağları kurmuş olup bazen de onları bizzat yönetmektedirler. Hedef ülkelerde en üst seviyelerde kaynak bulmak üstün başarı sayılmaktadır, ki ‘beden’e (yani devlet başkanına) ne kadar yakın biri bulunursa o nispette de yıldızı parlar. Bu akımın yeni jenerasyonunu özel kılan husus hepsinin bilim adamı olmalarıdır, aralarında türkolog, şarkiyatçı ve İslam uzmanları ağırlıktadırlar. Başka türlü nasıl olur ki!? İsmet BİNER’in de dediği gibi ‘Türkolojiyi inceleme (aynen öyle demekte) veya Türk halklarının tarihini incelemek bilimdir, Pantürkizm ile hiçbir ortaklığı yoktur’. Hadi ya! İşte bu bilim adamları Pantürkizmi yaymak için bizleri, yani Başkurtları, Tatarları, Kazak ve diğer Türk halklarını araştırmıyorlar mı? Sırf bu yüzden günümüz Türkiyesi’nde Türkolojiye ilgi artarak doruğa çıkmış durumdadır. Basın toplantısında İsmet BİNER şöyle devam ederek ‘Globalleşme sırasında bu hareket (yani Pantürkizm) eski aktüalitesini kaybetti’, diyor. Yine tutmadı, bizim ‘az okumuş, haberi az’ toplumumuzu yine yanıltmaya kalkışmasına ne denmeli? Pantürkizm nasıl güncelliğini kaybetsin ki, ortada Kırım Tatarları problemi varken, Türkiye’nin yine ABD desteği ve yönlendirmesiyle bu problemi bölgeselden uluslararası nitelik kazandırmaya çalışmasına ne denmeli? Bir yıl önce, Mayıs 2014’de Türk üniversite ve akademik çalışmalar yürüten STK’ları arasında Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını kınayarak ilk sempozyumu düzenleyen İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Avrasya Enstitüsü değil midir? Evet, Kırım Tatar sürgününün 70.yıldönümüne de denk gelen bir bilimsel toplantıydı. Bu sempozyumun yapıldığı sırada Avrasya Enstitüsü’nün yönetiminde kim vardı? Doğrudur. Az vakit önce Avrasya Enstitüsü Müdür Yardımcılığından ayrılan Prof.Dr. İsmet BİNER vardı. İşte öyle. Avrasya alanında işbirliğini geliştirmeyi ve karşılıklı güveni oluşturmayı, bunları yaparken Türk halklarının kültür ve tarihlerini de araştırmayı maksat edinen Enstütü ‘Pantürkizm’ yapmaktadır.
‘Neoosmancı-atlantist’ akımıyla ilgili yalın sözler sarfetmekten kaçınmak için Başkurt ve genel olarak tüm Rusya toplumu için şu bilgileri de vermek gerekir. Bilimsel kurum ve üniversite yöneticilerinin, hükümetimizin sosyal kanadından sorumlu bürokratlarımızın ileride hatalardan kaçınmaları ve uluslararası toplantılarda Türkiye’den gelme yapıcı olmayan çevrelerden uzak durmaları için bu bilgilerin faydalı olacağını düşünmekteyiz.
CİA’nin gölgesi olarak bilinen STRATFOR İstihbarat ve Analiz Merkezi yönetiminin kendilerine bağlı Türkiye masası çalışanlarıyla yazışmaları, malumdur ki, Wikileaks tarafından ortaya çıkartılarak Eylül 2013’de Taraf gazetesinde yayımlandı. O zaman Türkiye toplumu ülkelerindeki hükümet, bakanlıklar, medya, iş çevresi ve bankalardaki görevlilerinin ABD özel kuruluşu adına mühbirlik yaptıklarını öğrendi. STRATFOR’a bilgi aktaranlar arasında dönemin Başbakanlık baş danışmanlığını yapan İbrahim KALIN’ın olması şaşırttı. O dönem Başbakan kimdi. Evet, R.T.Erdoğan idi.
Muhalefet ve yurtsever çevreler ‘Nasıl olur da bu düzeydeki bir bürokrat bölünmüş Türkiye haritasını ilk yayınlayan STRATFOR İstihbarat ve Analiz Merkezi’yle işbirliği yapar?’ diye soruyordu. Ama bazı uzmanlar bu durumu normal karşıladılar, çünkü STRATFOR’un Türkiye’de SETA Vakfı gibi bir küçük ortağı bulunduğundan haberdardılar. İbrahim KALIN 2005-2009 yılları arasında bu Vakfın kurucu müdürlüğünü yapan bir şahıs. SETA Vakfı 2011 yılında karar verme mekanizmalarına etkisi açısından Türkiye think-thank merkezleri arasında ilk beşe giren bir merkez konumundadır. Dolayısıyla, İbrahim KALIN’ın kendisi de etkili analitik merkez idarecileri arasındadır. AKP’ye yakın olması bilinmektedir. İbrahim KALIN’ın Erdoğan tarafından yanına Davutoğlu’ndan boşalan dış politika başdanışmanı olarak atanmasıyla SETA Vakfı’ndaki görevini bırakmış oldu, ama tamamıyla ilişiği kesilmedi, kontrolü devam ediyordur halen.
Wikileaks’in Türkiye ile ilişkili kısmında STRATFOR İstihbarat ve Analiz Merkezi Başkanı’na ait ‘Bu adam (İbrahim KALIN) büyük kaynak, ilişki gizli kalmalı’ olarak sözleri şok etkisi yarattığı belli. Öyle ki, STRATFOR Erdoğan’ın Basın Sözcüsü’nün gerçek potansiyelini önceden tahmin etmiş olmalı, nitekim adı Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanmasından sonra Dışişler Bakanı adayları arasında da geçti. Bağımsız uzmanlar da AKP içindeki rakip gruplar arasında bir yarıştan söz ediyorlardı. Sonuçta Dışişler bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu, İbrahim KALIN da yetkileri hayli geniş bir Cumhürbaşkanı Basın Sözcüsü oluverdi. Bu konumuyla Kamu diplomasisi ve think-thank kuruluşlarını da koordine etmektedir.
İbrahim KALIN 2009’dan beri Erdoğan’ın yakın çevresine dahil, ‘Neoosmancı-atlantist’ takımın etkili üyesidir. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve eski İçişleri Bakanı Efkan Ala ile sıkı çalışan biridir. ‘Gri kardinal’ İbrahim KALIN eski Başbakan Yardımcılarından Beşir Atalay ile de bağlantıdadır. Hemşehrilikleri dışında Nakşbendiye tarikatı üyeleri olmaları bilinmektedir, ki Erdoğan’ın ve yakın çevresinden birkaç insanın da Nakşbendi üyesi oldukları söylenmektedir. Beşir Atalay Kırıkkale Üniversitesi Rektörü iken şu anda Yurtdışı Türkleri Başkanlığını yapan Kudret Bülbül’ün kariyerindeki yükselmede etkili olan isim. Sırasıyla Kudret Bülbül de en az SETA Vakfındaki çalışmalarından beri İbrahim Kalın ile yakın ilişki içindeler. Doayısıyla, STRATFOR faktörü de ortada.
İbrahim Kalın SETA’nın Kurucu Müdürlüğünü yaparken R.T.Erdoğan (A.Gül de dahil) ve çevresi gibi Hizmet Hareketi’nin önderi Fethullah Gülen ile ilişki içindeydi. Burada global faaliyette olan Gülenciler ile daha etnik ve milli sayılan Nakşbendililer arasında olan bir rekabetten de sözetmek gerekir, ama dışarıda bu iki tarikatın beraber hareket ettikleri de bilinmektedir. Bunlardan haberdar olan STRATFOR Başkanı G. Friedman Erdoğan’ın ‘paralel devlet’ ile mücadelesi başladıktan sonra İbrahim Kalın’a ‘F.Gülen ile ilişkilerin düzeltilmesi gerektiği ve bu konuda yardımcı olunması’ tavsiyesinde bulunmaktadır. Birçok insan tarafından da bilindiği gibi İsmet Biner’in de Ufa’daki kariyeri şu anda ABD’ye sığınmış olarak faaliyet gösteren bir zamanlar Gülen İmparatorluğu’na ait Türk-Başkurt lisesinde belletmen/öğretmen olarak başlamıştı.
Bir enteresan detayı da ekleyelim. SETA Vakfı’nın Washington’da da bir ofisinin bulunduğu, ‘Arap baharı’ndan önce Kahire’de de ofis açmış olması bilinmektedir. SETA kurucu üyesi, Washington ofisi koordinatörü Nuh Yılmaz ABD’den Türkiye’ye döndükten sonra, Ağustos 2013 itibariyle MİT’e Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı olarak atanmıştır. MİT’e Türk-Türki (Başkurt, Tatar, Kazak v.s.) liselerinin eski çalışanlarından birçoğu doğrudan ya da dolaylı olarak daha alt konumdaki görevlere getirilmişlerdir. MİT’in Afganistan istasyon şefi de olmak üzere birçok üst düzey görevlerinde bulunan Kaşif Kozinoğlu (sonradan zorla Türkiye’ye getirilerek hapishanede zehirlenen), Türk-Türki lise çalışanlarının her ikincisinin CİA adına çalıştığını, birçoğunun Amerikan pasaportu taşıdığını, eski SSCB bölgeleri hakkında topladıkları bilgi karşılığı liselerin maddi ve finansal yardım aldıklarını belirtecekti. Bazı ülke ve bölgelerle ilgili olarak şahıslara yönelik bilgi istendiği, bu bakımdan Rusya’nın içinde yer alan startejik öneme sahip Başkurdistan ve Tataristan da dahil olmak üzere üst düzeydeki yöneticileri, milli hareketler, gençlik, basın, bilimsel potansiyelleri, ekonomik durumları v.s. ile ilgili bilgi toplamaları için teşvik edildikleri bir gerçektir. Örneğin, Başkurt-Türk lisesi yönetimi uzun süredir Başkurdistan’ın o dönemdeki Cumhürbaşkanı olan Murtaza Rahimov’a kapı aralıyordu. 1990’larda Başbakan olan bir şahıs için birkaç defa içkili bir ortam da hazırlanmış olup sohbetleri sırasında ona ‘babay’ (Cumhürbaşkanı’nın halk içindeki lakabı, Türkçe ‘dede’ye tekabül) ile görüştürülmesi rica edilmiştir. Bu bakımdan ‘babay’ sağlam biriydi, ki zaten ropörtajlarında da ‘Pantürkizme’ geçit verilmeyeceği ve başka yabancı uyruklular yanında Türkler lehine bir ayrımcılık yapılmayacağını vurgulamıştı.
SETA’nın Kahire ofisi ile ilgili olarak şunları anlatalım. Eski Osmanlı topraklarında yerleşen Ortadoğu ülkelerinde ‘Türkiye modeli’ni yaymayı planlayan Erdoğan ve AKP, Mısır’da Müslüman Kardeşler’e hep destek çıkıyor, nitekim Mursi’nin de iktidara gelmesinden memnundu. Türkiye bir sonraki darbe sonucunda Mursi’ye ve radikal hareket üyelerine verilen cezayı kabul etmediğini Erdoğan’ın Basın Söscüsü İbrahim Kalın’ın ağzından duyurmuş oldu. İbrahim Kalın İslam ve islamofobi üzerinde bazı çalışmaları ile (temel eseri İslam ve Batı) tanınan biridir.
İbrahim Kalın Cumhürbaşkanı’nın 16 Nisan 2011 tarihli kararıyla Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet üyeliğine atandı. Öncesi de, yani MİT Müsteşarlığı görevinden önce Hakan Fidan da bu okulun Mütevelli Heyet üyeliğini yapmıştı. Mayıs 2015’de ise Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanlığı ve Rektörlüğü’ne Prof.Dr. Musa Yıldız atanmıştır. Bu atamanın Cumhurbaşkanlığı eski Genel sekreteri Prof.Dr. Mustafa İsen’in desteği ile de gerçekleştiği bilinmektedir. M.İsen T.C. Kültür Bakanlığı Müsteşarı iken TÜRKSOY’a da bakardı, bu görevindeyken Ufa’ya bir ziyarette bulunmuş. Musa Yıldız da daha önceleri Ufa’da düzenlenen bir ‘bilimsel toplantıya’ katılmıştır.
Cumhürbaşkanlığı Basın Söscüsü İbrahim Kalın son seneler bir starteji geliştirme ve düşünce kuruluşu olan TASAM’ı da aktif şekilde desteklemektedir, bu merkezin çalışanları (üyeliklerini gizli tutmak süretiyle) Ufa’ya da ziyarette bulunmaktadırlar. Demek istediğimiz her şeyin yerine oturmuş olmasıdır, ki Wikileaks’in açığa çıkarttığı ‘gölge CİA’in kıymetli mühbiri İ.Kalın’ın TÜRKSOY Genel Sekreteri Yardımcısı Dr. Fırat Purtaş ve Başkurtça uzmanı Prof.Dr İsmet Biner ile ve ‘Neoosmancı-Atlantist’ takımın diğer üyeleriyle bağlantıları gün ışığına çıkmış durumdadır. Bu bağlantıları kanıtlayıcı daha bir sürü delil de mevcuttur aslında.
İsmet Biner’in Başkurdistan’a nasıl ve hangi vasıfla geldiği, neden Ufa’ya defalarca gelip gitmeye devam ettiğini açıklayalım. İlk defa bir misyoner sıfatıyla gelmiş, bulunduğu ortamda hem kendi, hem temsil ettiği hareketin çıkarlarını görmüştü. Çünkü o dönem İslam’ı ‘formalite olarak’ yaşayan Başkurt ve Tatarlar karşısında çok avantajlı durumdaydı. Sovyetler Birliği’nde dinin devletten ayrı olması bir başka din görevlileri için varolan eğitim de sakattı, ne yazık ki günümüzde de yetersiz kalmaktadır. Kuşkusuz, İ.Biner’in kişisel özelliklerinden zekası, iyiniyetli kurnazlığı, atıl olması yanında iyi bir psikolog olması da ortada. Bu özellikleri misyonda görevli abileri tarafından yukarılara (yani Türkiye’ye) rapor edilimekteydi.
Sonuçta İsmet Biner buralarda uzun süreye kalmayı düşündü. Bir Başkurt kızıyla da evlenmiş, ama bu evlilik uzun sürmemişti. Özel hayatına görece mesleki, yani bilimsel tarafı çok iyi sürüp gitmekteydi. Burada okuyucular yanlış anlamasınlar, Başkurt eğitim-öğretim ve bilimsel kuruluş yöneticilerini suçlamada bulunmuyoruz. İ.Biner onlardan desteği fazlasıyla görmüştür. Ama şöyle bir nüans var yani. Bu desteğin karşılığını güvenlerini kazandığı yöneticilerin ve ‘gerekli’ insanların Türkiye’ye bilimsel ve başka amaçlı gezilerini finanse etmekte, organizasyonlarında katkıda bulunmaktaydı. Bu insanlar bunun farkındaydı, zaten iyi hatırlarlar. Yani İsmet Biner’in ‘iş bitirici’ tarafı da vardır.
Türk-Başkurt liselerinin kapatılması ve bazı Türk vatandaşlarının sınırdışı edilmesinden sonra Rusya Bilimler Akademisi Ufa İlmi Merkezi’ne bağlı Tarih, Dil ve Edebiyat Enstitüsü doktora öğrenciliği statüsü Ufa ile İstanbul arasında mekik dokumasına imkan veriyordu. İşler böyle giderken ‘Başkurt işlerine’ bakan Fethullahçı abisinden görevi devralmıştı. Bu görevi halen devam etmektedir. Elbette ki, İ.Biner belirli aralıklarla Başkurdistan’dan ayrılmak durumunda da kaldı, hem kariyerine hem özel hayatına bakmak zorundaydı. Kosova’da misyonerliğinin dışında Yunus Emre Enstütüsü’nün Priştine ofisi koordinatörlüğünü yaptı, benzer bir görevle Letonya’da kaldı. Sonradan Fethullahçı yapı içinde İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstütüsü’ne Müdür Yardımcılığına getirildi. Türkiye’nin en köklü üniversitesi rektörüne Moskova ziyareti sırasında da rehberlik yapacaktı.
Benzer bir sistem Tataristan için de geçerlidir. Ama burada İ.Biner’in takım arkadaşlarına İranlı ve Arap rakipleri dışında Selefi, Feyzrahmancı v.s. akımların temsilcileri geçit vermemektedirler. Yine de orada da Türkiye’nin etkisi güçlü ve bu durum bir süre devam edecektir. Kazan’da T.C. Başkonsolosluğu’nun bulunması, Türkiye’de sayıca az gibi görünse de çok aktif olan Tatar diyasporasının varlığı ve Kazan yönetiminin bir kısmının Türkiye’ye hayran olması önemli etkenlerdendir. Tatar gazeteci kız Elmira İsrafilova’nın Kazan’daki mitingde sarfettiği ekstremist söylemi (İşgalci Ruslar ve Tatarcaya karşı çıkan herhangi birinin boğazlarını çiğnerim) mahkemelik bir olaydı, ki arkasından hemen Pantürkist-Atlantist güçler tarafından Türkiye’ye çıkartılarak TRT-Avaz’da çalıştırılmaya başladı, orada ABD’nin stratejik çıkarları doğrultusunda Rusya-Türkiye ilişkierini bozmaya devam ettiği bilinmektedir. Türk isitihbaratının da burada bir rol üstlendiği aşikardır. Dönemin TRT Genel Müdürü’nün adı daha önceleri MİT Müsteşarı adayları arasında geçmişti. Kaşapov kardeşlerin biri de aynı ekibin yardımı ve operasyonuyla Polonya’ya götürüldü, diğer kardeşin kaderi zaten malumdur.
Tataristan’da durum komşu Başkurdistan’a göre daha karmaşıktır. Sözde İdil-Ural Devleti ideolog ve tarftarları günümüz Türkiye’sinde de yeterli, ki bu ideoloji zaman zaman resmi politika halini de almaktadır. T.C. Kazan Eski Başkonsoloslarının birinin 2012 yılında MİT Müsteşarı Yardımcılığına atanmış olması İdil-Ural bölgesi cumhüriyetlerinin milli elitlerinin nasıl bir gözetim altında olduklarını farketmeleri için yeterli delildir.
‘Nüfuz ajanları’ farklı yöntemlerle bulunur ve yetiştirilir. Daha çok sempati, karşılıksız yardım, zamanında verilen iyi bir öğüt, değişik proje ve gezilerin onurlarını kırmayacak şekilde finanse edilmesi ile de olur. Motivasyonda en belirleyici unsur ise mustakbel ‘nüfuz ajanının’ özünde milliyetçilik-yurtseverlik hisslerinin ve lobbicilik yapmaya yatkınlığının bulunmasıdır. Daha basit bir deyişle, bu durumda adayın başka bir devletin çıkarları, bunun dışında evrensel değerleri kazandırma doğrultusunda etnokrasi ve bürokrasi içindeki imkanlarından sözedilmektedir. Şimdilik toplumumuz sessiz kalmakta, bu sırada Neoosmancı-atlantist çevreler adına hareket eden Türk mühbirler kurdukları enformasyon kanalları ve ağlarının sayısı, Başkurdistan’daki hangi bilim adamı ve bürokrat ile irtibat kurduklarıyla ilgili (bazılarını çoktandır ‘nüfuz ajanı’ olarak tanımlamaktadırlar zaten) raporlar düzenleyip sunmaktadırlar. Türk istihbaratının da Neoosmancı-atlantist çevreleri kullanarak memleketimizde Başkurt-Türk ilişkilerini sıkı bir şekilde ellerinde tutan bir klan (aşiret) üzerinde yoğunlaştığı çoktandır söylenip durmaktadır. Bakalım bundan neler çıkacak.
İlk aşk unutulmaz derler ya, İsmet Biner de Ufa’yı herhalde unutamıyor. Bir de misyonerlerden iyi istihbarat uzmanı yetişir derler. Eğer durum böyle olup kesin deliller mevcut ise neyi bekleyelim. Ülkelerine dönsünler yani.

İmza: Türk üniversitesi mezunu/uluslararası ilişkiler





» İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 19-Ekim-2015, 21:38   #3 (permalink)
Jon
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

Diplomat’ın yorumunu okudum. İçerik açısından çok ilgimi çekti. Başkurt-Türk lisesinden mezun olan biri olarak İsmet Biner’in ‘Diyalog Avrasya’ adıyla geçen başka bir Türk inisyatifinden de sözetmek istedim.
Kırgız-Türk lisesi mezunlarından öğrenmiş bulunmaktayım. ‘Diyalog Avrasya’ sivil toplum kuruluşunun ve aynı adı taşıyan derginin Kırgızistan temsilciliğini yapan Süleyman Başkurt (kulağımıza hoş gelen bir soyad) yıllar sonra Türk Dünyası Belediyeler Birliği başkanlığını yapmaya başlamıştır. Bu ‘Diyalog Avrasya’ adına eski SSCB topraklarında kaç arkadaşımızın emeği geçmiştir. Ama nafile. Arkadaşlar anlattılar, ki arkalarında yine Amerikalılar var diye. Yine eski hamam eski tas, herkesi Moskovalı bilim adamı ve toplumda saygınlıkları olan insanları, yani etnik olarak Rusları da satın almayı kalkışmışlar.
Diplomat İsmet Biner’in yakın çevresindeki adamları saymış, ben de şaşırmadım doğrusu. ‘Nurcular’ın misyonlarından vazgeçmedikleri bir yana, tam tersine baçka maskeler altında dönmeye çalıştıklarına da şaşırmadım. Liseden mezun olan arkadaşlarımız Rusya-Batı eksenli gerilimin arkasında olan Ukrayna ve Suriye krizleri kapsamında Kırım ve Kırım Tatarlarının yeni durumlarından dolayı Türkiye’de Rusya karşıtı çevrelerin aktifleşmesinden kaygılıdır. Daha önceleri denenmiş yöntemler, yani Pantürkizm ile Neo-osmancılık devreye sokulmuştur. Liseliler İsmet Biner’in hakiki kişiliğini daha okuldaki yıllardan iyi bilirler. Çok inatçı biri olmakla beraber, çalışkan ve insanların kalbine giden yolu bulan biridir.
Türkiye Rusya ile olan stratejik ortaklık fikrinden uzaklaşmaktadır. Oradaki durum yönetimin ‘çağdaş jön-Türkler’in eline geçmiş olduğuna benziyor. Erdoğan ve takımının süper güç niteliği taşıyan ülkelelerle aynı mesafede olan bir güçlü ‘Türkiye-2023’ projesi üzerinde çalıştıklarını zanediyorduk. Gerçekteyse durum başkaymış.
İsmet Biner büyük hedeflerin peşinde olan biridir. Bu bakımdam çok uluslu Rusya’ya karşı olan yeni Türk siyasi ve bürokrasi elitleri arasında yerini alırsa ben yine şaşırmam. Diplomat bu takımın içinde İsmet Yılmaz, İbrahim Kalın, Kudret Bülbül, Mustafa İsen, Fırat Purtaş, Musa Yıldız v.s. isimleri saymış. Bana bu adamların ad ve soyadları birşey ifade etmiyot, ama bulundukları görevleri çook etkili.

İmza: Liseli





» İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Alt 19-Ekim-2015, 21:41   #4 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Cevap: İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’

Diplomat’ın yorumunu hakklı buluyorum. Pantürkizm ayaktadır, yaşıyor ve yaşayacaktır. Bu ideoloji yeni şartlara çok çabuk ayak uydurmuştur.
Türkiye’de Erdoğan rejimine parallel olarak yeni bir siyasi elit oluşmaya devam etmektedir. Bu akım bizler için tehlikeli bir akımdır (Kazakistan ve Orta Asya dışında Rusya için de bir tehdittir).
Çalıştığım düşünce merkezi (Kazakistan-Türkiye ilişkileri masasında görev yapmaktayım) Türkiye’de oluşmaya başlayan yeni eliti şu şekilde karakterize etmektedir:
1. Çok iyi eğitim alan, geniş ufuktan bakan ve yabancı dillere hakim bir kesim. Çoğu yurt dışında ABD, İngiltere başta olmak üzere Rusya ve eski SSCB ülkelerinde eğitim almışlardır. Uluslararası çalışma deneyimine sahiptirler.
2. Türk Dünyası ile aktif çalışma yürütmektedirler. Türkiye’nin ‘yumşak gücü’nü ustaca kullanmaktadırlar. Bu şahıslar ‘Türk Entegrasyonu’ fikrinin değişik yönlerinin fikir babaları yada uygulayıcılarıdır.
3. Bu yeni elitin tüm üyeleri ‘Türk-İslam’ sentezi taraftarlarıdır. ‘Türk Müllüyetçiliği’ni yavaş yavaş ırka veya dine dayatmak tezinden uzaklaşmaktadırlar. Eskisi gibi Müslüman Türkler ile Hrıstiyan Türkleri birbirisinin karşısına dikmiyorlar. Bu bakımdan Gagavuz ve Çuvaşlar gibi halklar lehine gelişen bir anlayıştır.
4. Yeni akımın tüm üyeleri MİT başta olmak üzere Türk istihbarat ve güvenlik kurumlarıyla sıkı ilişki içindedirler. Bazı Türk uzmanlar bu durumu Erdoğan’dan ayrı bir gelişme gösteren ve ‘Putin Rusyası’nı örnek alarak şekillenen bir ‘güvenlik ve istihbarat’ eksenli siyasi elit olarak değerlendirmektedirler.
5. Bu yeni oluşan siyasi elitin çoğu üyeleri Batı ülkelerinde eğitim aldıkları, staj yaptıkları veya orada çalıştıkları için görüş olarak ‘Atlantizm’i benimsemişlerdir. Batı (değişik STK, ABD Dışişleri Bakanlığı, CİA ve başka istihbarat kuruluşları) ile ilişkileri var ve belki de hala bu ilişkileri devam etmektedir. Onlar genelde ‘Avrasyacılık’ akımına karşıdırlar. İster Rusya’nın, ister Nazarbayev’in Avrasyacılığı olsun, bu durum farketmez. Bu yönde Türk Cumhüriyetleri’ndeki milliyetçi hareketlerle çok sıkı çalışmaktadırlar, amaçları Şanhay İşbirliği Örgütü, Avrasya Ekonomik Birliği, BDT, Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü gibi yapıları zayıflatmaktır.
6. Yeni siyasi elitin nihai amaçlarından biri Türk Dünyası’nı Rusya’nın etkisinden çıkartmak ve ona hakim olmak, bu doğrultuda her aracı kullanmaktadırlar ve Rusya’nın Batı ile olan sorununu da kendi yararlarına kullanma düşüncesi içindedirler.

Prof.Dr. İsmet Biner’e benzeyen tipler bizde de epey ortalıkta dolaşmaktadırlar. Diplomat’ın yorumunda birkaç kez bizim Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’nin adı geçmektedir. Merkezimiz bu okulda eğitimin hangi ideolojiye ağırlıklı olarak verildiğiyle ilgili olarak Kazakistan makamlarına bilgi sağlamış, görüş ve tavsiyelerini belirtmiştir. Oranın Pantürkizm’in yuvası olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Eğitim ve bilimden sorumlu devlet büyüklerimiz Türk tarafının ‘Rusya Türk Dünyası için bir tehdittir’ tezine ve sundukları delillere karşı koyamıyorlar. Burada delillerin abartılmış olmasına rağmen Kazakistan’ın buna kulak verdiğini ve çok yönlü dış siyasetini uygulamaya devam ettiğini düşünüyorum. Ama şu da bir gerçek: Rusya en önemli ortağımızdır. Başka türlü zaten olamaz.

İmza: düşünce merkezinde çalışan Kazak sosyolog





» İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. İsmet BİNER: ‘Pantürkizm’ terimi ortadan kalkmıştır’ - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
biner, ismet, istanbul, kalkmistir’, ortadan, profdr, terimi, universitesi’nden, ‘panturkizm’


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:33.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv