Forumana.com, Forum, Forum Sitesi, Forumlar

Forum KayıtForum Kayıt ForumForum OyunlarOyunlar MesajlarMesajlar GruplarGruplar Üye GruplarıYönetim RadyoFM DinleRadyoFM TwitterTwitter FacebookFacebook İletişimİletişim
 


Forum Forumlar Forum Sitesi Forum Grup Forum Albüm Forumları Okudum
Go Back   Forumana.Com - Forum, Forumlar, Forum Sitesi Din Bölümü İslamiyet Sahebe ve İslam Alimleri

Hz. Ayşe (r.a)

 Sahebe ve İslam Alimleri forumunda yer alan Hz. Ayşe (r.a) konusu, Hz. Ayşe (r.a) Hz. Ayşe (r.a) “Dinin yarısını bu Ayşe’den (Hümeyra) öğreneceksiniz” Hz. Muhammed (SAV) Yolumuzu aydınlatan yıldızlardan bir diğeri, Peygamberimizin üçüncü eşi olan Hz. Ayşe’dir. Mekke’nin ileri gelen ailelerindendir. ...



Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-Şubat-2015, 13:14   #1 (permalink)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~
Standart Hz. Ayşe (r.a)

Hz. Ayşe (r.a)

“Dinin yarısını bu Ayşe’den (Hümeyra) öğreneceksiniz”
Hz. Muhammed (SAV)
Yolumuzu aydınlatan yıldızlardan bir diğeri, Peygamberimizin üçüncü eşi olan Hz. Ayşe’dir. Mekke’nin ileri gelen ailelerindendir. Babası, Teym soyundan Abdullah bin Ebu Kuhafe’dir: Peygamberimizin en yakın arkadaşı, ilk Müslüman erkek ve Ebu Bekir olarak şöhret bulan... Annesi Kinane soyundan gelen Ümmü Ruman’dır. Aişe, ismi ile müsemma olanlardandır: Yaşayan, hayattan tad alan ve çevresini renklendirip, hayat veren.
Bilgisi, zekâsı, düşünce yapısı, tarzı, mücadeleciliği, dürüst ve ahlâklı oluşuyla elbette örnek alınacak bir yıldızdır. Ancak Ayşe’yi diğerlerinden ayıran en önemli özellik; Peygamberimizin en yakınındaki ve en sevdiği olarak dinin öğrenilmesi ve Müslümanlara aktarılmasında verdiği soluksuz mücadelesi ve hizmetidir.
Hz. Muhammed kendisine “Hümeyra” lâkabını vermiş ve “dininizin yarısını bu Hümeyra’dan öğreniniz” buyurmuştur. Hz. Muhammed’in hayatı ve dini yaşayışı ile ilgili pek çok hadis O’nun sayesinde günümüze kadar ulaşabilmiştir. Öte yandan bütün Müslüman hanımlar açısından hayatı ve kişiliği bir insanın bütün halleriyle ilgili olarak alınacak örneklerle doludur: Çocuktur, gençtir, kadındır, kıskanandır, özleyendir, savaşandır, eştir, mutluluktur, sevinçtir, kederdir, eşini kucağında öbür Dünya’ya uğurlayandır…
Hz. Ayşe’nin doğru anlaşılması, günümüz kadını için, özellikle de Müslüman kadının kendini doğru ifade edebilmesi ve anlaşılması anlamında büyük önem taşımaktadır. Allah’a güvenen, kendine güvenen, bilgisine güvenen, karşısındakine güvenen insan ve kadın vardır Ayşe’nin içinde ve dışında.
O edebiyat, dil, tarih, nesep konularındaki temel bilgilerini ve özgüvenini babasından almıştır. Babasından sonraki en büyük öğretmeni ise çocukluğundan itibaren Hz. Peygamberdir. Hz. Ayşe’nin tarih ve dil bilgisi, ayet ve hadisleri yorumlamasında çok önemli rol oynadığı gibi bütün ashabın, hadis ve ayetlere yorum yapan, özellikle fıkıhla, İslam hukuku ile uğraşan kişilerini yetiştiren de kendisidir. Şer’i hükümlerin dörtte birinin O’ndan nakledildiği zikredilir.
“Hicretten önce 2. yılda iken Hz. Muhammed kendisi ile nikahlandığında çocuk derecek yaşta idi. Nikahtan sonra kendi anne babasının yanında kaldı, Medine’de bulunan eşinin yanına ancak ergenlik dönemine eriştikten sonra varabildi.
Hz. Muhammed (SAV) İslam’ın ilke ve kurallarını lâtif cinsin mensupları arasında anlatıp açıklayacak akıllı ve coşku dolu bir kadına gereksinim duymaktaydı. Ayşe bütün bu niteliklere fazlasıyla sahip bir kimseydi ve doğrusu pek genç olmasına rağmen bu nitelikleriyle Resulullah (AS)’ın dikkatini üzerine çekmişti. Ayrıca küçük yaşta olmasına rağmen eşini görmek istediği her türlü haslet ve güzellikleri benimsemeye elverişli bir yapıya sahipti. Ayşe’nin ilme susamış bir kişiliğe sahip olduğunu ve kendisinin, Resulullah (AS) ile görüşmelerinde sorunların çok derinliklerine indiğini ve ele alınan konuların her yönüyle anlatılıp açıklığa kavuşturulması için uzun tartışmalara girdiğini gösteren çok sayıda hadis mevcuttur” (M. Hamidullah, İslam Peygamberi:562).
Peygamberimizin Hz. Ayşe konusundaki ümitleri gerçekleşmiş, onu yanıltmamış ve Ayşe İslam’ın yetiştirdiği en büyük hukukçu hanımlardan biri olmuştur. Tarih, edebiyat, şiirle ilgili konularda bilgili ve zevk sahibidir. Tıp, folklor, matematik, siyer, astroloji, siyaset konularında bilgili olduğu bilinir. Aynı zamanda çok iyi bir hatiptir.
Bilindiği üzere Hz. Ayşe kendi adına dünyada hiçbir şeye üzülmez ama bütün insanların ızdırabını kendi içinde taşır, bununla beraber, herhangi bir güzelliği ve mutluluğun en güzelini kendisi için değil, bir başka mümin kardeşi için dileyebilirdi.
“Senden beni müminlerin anası yapıp müminlerin şefkatini kalbime koymanı dilediğim zaman beni onların anası yaptın ve onların muhabbetlerini kalbime koydun. Hiç bir ana evladının cehenneme girmesine razı olmaz. Ya evlatlarımı benimle cennete gönder. Yoksa beni de onlarla beraber cehenneme gönder “diye ağlayıp dua eden O’dur.
Peygamberimizle olan evliliğinde O’nun vefatına kadar hep yanında oldu ve O’nun en sevgilisi olarak kaldı. Sıkıntılı zamanlarında ferahlamak için Ayşe’ye gelir ve “Ya Ayşe konuş ki gönlümüz açılsın, ferahlat ya Ayşe” derdi. Birbirleri için yoldaş, arkadaş, yardımcı oldular. Gece namazlarında, yolculuklarda, savaşlarda Ayşe hep Peygamberimizin yanındaydı. O peygamberin acısını, sancısını, sevincini, hüznünü paylaşırdı. Peygamberimizin de Ayşe’ye olan sevgisi diğerlerinden farklı idi. Bir şey yiyecekse önce Ayşe’ye yedirir sonra kendisi yerdi. Bir yere davet edildiğinde Ayşe davet edilmemişse gitmezdi. Hz Ayşe eşini kıskandığı zamanlarda da bu duygusunu gizlemez açıkça ifade ederdi.
Bir gün Hz. Muhammed (AS) ile birlikte katıldığı Mustalik Seferi’nden dönerlerken gerdanlığını kaybettiği endişesi ile geride kalarak kervanı kaçıran Hz. Ayşe, unutulduğunun anlaşılması üzerine sonradan bir asker gönderilerek aldırılır ve iftiraya uğrar. Bu kadar sevilen bir eşin kıskanılması ve Peygamberin yıpratılmak istenmesi kaçınılmazdır ancak Hz. Ayşe’nin günlerce üzülmesine, hastalanmasına yol açan ve İslam Tarihine “İfk Hadisesi” olarak geçen bu olayın ardından kendisi hakkında beraat, Nur Suresi’nin 11.-16. ayetleri ile bildirildi. Cahilliye Devri’nin erkeği eşini boşamak isterse hiç vicdanı sızlamadan ona zina isnadında bulunur ve kurtulurdu. Evlenmenin sınırlandırılması ve kadının mertebesinin yükseltilmesi işlerine gelmezdi. Ama böylece ulu orta ve şahitsiz zina iftirasında bulunamayacaklardı. Yalan ve iftira yasaklanmıştı. Teyemmüm ayeti de bu olayın ardına gelmiştir. Halkça şer sayılan bir olaydan hayırlar çıkmıştı. Sıkıntısını sadece Allah’a açan Hz. Ayşe’nin içini rahatlatan açıklamanın yine Allah’tan gelmiş olmasından da çıkarılacak elbette ki çok ders vardır.
Resulullah’ı kucağında başka bir Dünya’ya uğurladı Hz. Ayşe. Ayşe’nin odası O’nun kabri oldu. Genç yaşında dul kaldı ve Kur’an’ın hükmüne uyarak bir daha evlenmedi. Hz. Ayşe Peygamberimizin yanına gömülmeyi düşünürdü hep ama, Hz. Ebubekir’den sonra Hz. Ömer’in de buraya defnedilmek istediğini öğrenince kendi yerini verdi.
Öte yandan bir çok savaşa katılacak kadar korkusuz, devesine atlayıp siyasi bir harekete kalkışacak kadar atak ve özgür, askeri bir seferi idare edecek kadar komuta gücüne sahipti. Bununla birlikte hayatındaki en önemli ve kendi aleyhine çokça kullanılan olaylardan birisi Cemel Vakasıdır. Hz. Ayşe’nin gidişata olan şikayeti halife karşıtlığı olarak değerlendirilmişti, Hz. Osman karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmişti, ardından halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuş ancak bu tavırdan da asiler yüz bulmuştu, Ayşe Osman’a ve Ali’ye karşı ve onları sevmezmiş gibi gösterilmeye çalışılmıştı.
Oysa Ayşe’nin ifadesi ile “her biri cennetle müjdelenenleri sevmemek, onlara kırılmak mümkün müydü?”. “Hz. Ali’yi sevmek imandandır” hadisini aktaran kendisidir. Müminin kanının mümine döktürülmesi Hz. Ayşe’yi son derece üzmüş, hatırladıkça da gözyaşlarına boğulmuştur. Daha sonraki hayatında hiçbir dönem siyasete katılmamıştır ve kendisini tamamen ilme vermiştir.
Hz. Ayşe’nin hiç çocuğu olmamıştır ancak çok sayıda fakir ve kimsesiz çocuğun bakımı ve eğitimi ile ilgilenmiş, onları evlendirmiştir. Bir çok köle ve cariyesini azad etmiştir.
Müminlerin annesi olarak anılan Hz. Ayşe, 676 yılında Medine’de vefat etti.
Allah yolumuzu aydınlatan bu Yıldız Sahabi’den da razı olsun.!

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "


“Dinin yarısını bu Ayşe’den (Hümeyra) öğreneceksiniz”
Hz. Muhammed (SAV)
Yolumuzu aydınlatan yıldızlardan bir diğeri, Peygamberimizin üçüncü eşi olan Hz. Ayşe’dir. Mekke’nin ileri gelen ailelerindendir. Babası, Teym soyundan Abdullah bin Ebu Kuhafe’dir: Peygamberimizin en yakın arkadaşı, ilk Müslüman erkek ve Ebu Bekir olarak şöhret bulan... Annesi Kinane soyundan gelen Ümmü Ruman’dır. Aişe, ismi ile müsemma olanlardandır: Yaşayan, hayattan tad alan ve çevresini renklendirip, hayat veren.
Bilgisi, zekâsı, düşünce yapısı, tarzı, mücadeleciliği, dürüst ve ahlâklı oluşuyla elbette örnek alınacak bir yıldızdır. Ancak Ayşe’yi diğerlerinden ayıran en önemli özellik; Peygamberimizin en yakınındaki ve en sevdiği olarak dinin öğrenilmesi ve Müslümanlara aktarılmasında verdiği soluksuz mücadelesi ve hizmetidir.
Hz. Muhammed kendisine “Hümeyra” lâkabını vermiş ve “dininizin yarısını bu Hümeyra’dan öğreniniz” buyurmuştur. Hz. Muhammed’in hayatı ve dini yaşayışı ile ilgili pek çok hadis O’nun sayesinde günümüze kadar ulaşabilmiştir. Öte yandan bütün Müslüman hanımlar açısından hayatı ve kişiliği bir insanın bütün halleriyle ilgili olarak alınacak örneklerle doludur: Çocuktur, gençtir, kadındır, kıskanandır, özleyendir, savaşandır, eştir, mutluluktur, sevinçtir, kederdir, eşini kucağında öbür Dünya’ya uğurlayandır…
Hz. Ayşe’nin doğru anlaşılması, günümüz kadını için, özellikle de Müslüman kadının kendini doğru ifade edebilmesi ve anlaşılması anlamında büyük önem taşımaktadır. Allah’a güvenen, kendine güvenen, bilgisine güvenen, karşısındakine güvenen insan ve kadın vardır Ayşe’nin içinde ve dışında.
O edebiyat, dil, tarih, nesep konularındaki temel bilgilerini ve özgüvenini babasından almıştır. Babasından sonraki en büyük öğretmeni ise çocukluğundan itibaren Hz. Peygamberdir. Hz. Ayşe’nin tarih ve dil bilgisi, ayet ve hadisleri yorumlamasında çok önemli rol oynadığı gibi bütün ashabın, hadis ve ayetlere yorum yapan, özellikle fıkıhla, İslam hukuku ile uğraşan kişilerini yetiştiren de kendisidir. Şer’i hükümlerin dörtte birinin O’ndan nakledildiği zikredilir.
“Hicretten önce 2. yılda iken Hz. Muhammed kendisi ile nikahlandığında çocuk derecek yaşta idi. Nikahtan sonra kendi anne babasının yanında kaldı, Medine’de bulunan eşinin yanına ancak ergenlik dönemine eriştikten sonra varabildi.
Hz. Muhammed (SAV) İslam’ın ilke ve kurallarını lâtif cinsin mensupları arasında anlatıp açıklayacak akıllı ve coşku dolu bir kadına gereksinim duymaktaydı. Ayşe bütün bu niteliklere fazlasıyla sahip bir kimseydi ve doğrusu pek genç olmasına rağmen bu nitelikleriyle Resulullah (AS)’ın dikkatini üzerine çekmişti. Ayrıca küçük yaşta olmasına rağmen eşini görmek istediği her türlü haslet ve güzellikleri benimsemeye elverişli bir yapıya sahipti. Ayşe’nin ilme susamış bir kişiliğe sahip olduğunu ve kendisinin, Resulullah (AS) ile görüşmelerinde sorunların çok derinliklerine indiğini ve ele alınan konuların her yönüyle anlatılıp açıklığa kavuşturulması için uzun tartışmalara girdiğini gösteren çok sayıda hadis mevcuttur” (M. Hamidullah, İslam Peygamberi:562).
Peygamberimizin Hz. Ayşe konusundaki ümitleri gerçekleşmiş, onu yanıltmamış ve Ayşe İslam’ın yetiştirdiği en büyük hukukçu hanımlardan biri olmuştur. Tarih, edebiyat, şiirle ilgili konularda bilgili ve zevk sahibidir. Tıp, folklor, matematik, siyer, astroloji, siyaset konularında bilgili olduğu bilinir. Aynı zamanda çok iyi bir hatiptir.
Bilindiği üzere Hz. Ayşe kendi adına dünyada hiçbir şeye üzülmez ama bütün insanların ızdırabını kendi içinde taşır, bununla beraber, herhangi bir güzelliği ve mutluluğun en güzelini kendisi için değil, bir başka mümin kardeşi için dileyebilirdi.
“Senden beni müminlerin anası yapıp müminlerin şefkatini kalbime koymanı dilediğim zaman beni onların anası yaptın ve onların muhabbetlerini kalbime koydun. Hiç bir ana evladının cehenneme girmesine razı olmaz. Ya evlatlarımı benimle cennete gönder. Yoksa beni de onlarla beraber cehenneme gönder “diye ağlayıp dua eden O’dur.
Peygamberimizle olan evliliğinde O’nun vefatına kadar hep yanında oldu ve O’nun en sevgilisi olarak kaldı. Sıkıntılı zamanlarında ferahlamak için Ayşe’ye gelir ve “Ya Ayşe konuş ki gönlümüz açılsın, ferahlat ya Ayşe” derdi. Birbirleri için yoldaş, arkadaş, yardımcı oldular. Gece namazlarında, yolculuklarda, savaşlarda Ayşe hep Peygamberimizin yanındaydı. O peygamberin acısını, sancısını, sevincini, hüznünü paylaşırdı. Peygamberimizin de Ayşe’ye olan sevgisi diğerlerinden farklı idi. Bir şey yiyecekse önce Ayşe’ye yedirir sonra kendisi yerdi. Bir yere davet edildiğinde Ayşe davet edilmemişse gitmezdi. Hz Ayşe eşini kıskandığı zamanlarda da bu duygusunu gizlemez açıkça ifade ederdi.
Bir gün Hz. Muhammed (AS) ile birlikte katıldığı Mustalik Seferi’nden dönerlerken gerdanlığını kaybettiği endişesi ile geride kalarak kervanı kaçıran Hz. Ayşe, unutulduğunun anlaşılması üzerine sonradan bir asker gönderilerek aldırılır ve iftiraya uğrar. Bu kadar sevilen bir eşin kıskanılması ve Peygamberin yıpratılmak istenmesi kaçınılmazdır ancak Hz. Ayşe’nin günlerce üzülmesine, hastalanmasına yol açan ve İslam Tarihine “İfk Hadisesi” olarak geçen bu olayın ardından kendisi hakkında beraat, Nur Suresi’nin 11.-16. ayetleri ile bildirildi. Cahilliye Devri’nin erkeği eşini boşamak isterse hiç vicdanı sızlamadan ona zina isnadında bulunur ve kurtulurdu. Evlenmenin sınırlandırılması ve kadının mertebesinin yükseltilmesi işlerine gelmezdi. Ama böylece ulu orta ve şahitsiz zina iftirasında bulunamayacaklardı. Yalan ve iftira yasaklanmıştı. Teyemmüm ayeti de bu olayın ardına gelmiştir. Halkça şer sayılan bir olaydan hayırlar çıkmıştı. Sıkıntısını sadece Allah’a açan Hz. Ayşe’nin içini rahatlatan açıklamanın yine Allah’tan gelmiş olmasından da çıkarılacak elbette ki çok ders vardır.
Resulullah’ı kucağında başka bir Dünya’ya uğurladı Hz. Ayşe. Ayşe’nin odası O’nun kabri oldu. Genç yaşında dul kaldı ve Kur’an’ın hükmüne uyarak bir daha evlenmedi. Hz. Ayşe Peygamberimizin yanına gömülmeyi düşünürdü hep ama, Hz. Ebubekir’den sonra Hz. Ömer’in de buraya defnedilmek istediğini öğrenince kendi yerini verdi.
Öte yandan bir çok savaşa katılacak kadar korkusuz, devesine atlayıp siyasi bir harekete kalkışacak kadar atak ve özgür, askeri bir seferi idare edecek kadar komuta gücüne sahipti. Bununla birlikte hayatındaki en önemli ve kendi aleyhine çokça kullanılan olaylardan birisi Cemel Vakasıdır. Hz. Ayşe’nin gidişata olan şikayeti halife karşıtlığı olarak değerlendirilmişti, Hz. Osman karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmişti, ardından halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuş ancak bu tavırdan da asiler yüz bulmuştu, Ayşe Osman’a ve Ali’ye karşı ve onları sevmezmiş gibi gösterilmeye çalışılmıştı.
Oysa Ayşe’nin ifadesi ile “her biri cennetle müjdelenenleri sevmemek, onlara kırılmak mümkün müydü?”. “Hz. Ali’yi sevmek imandandır” hadisini aktaran kendisidir. Müminin kanının mümine döktürülmesi Hz. Ayşe’yi son derece üzmüş, hatırladıkça da gözyaşlarına boğulmuştur. Daha sonraki hayatında hiçbir dönem siyasete katılmamıştır ve kendisini tamamen ilme vermiştir.
Hz. Ayşe’nin hiç çocuğu olmamıştır ancak çok sayıda fakir ve kimsesiz çocuğun bakımı ve eğitimi ile ilgilenmiş, onları evlendirmiştir. Bir çok köle ve cariyesini azad etmiştir.
Müminlerin annesi olarak anılan Hz. Ayşe, 676 yılında Medine’de vefat etti.
Allah yolumuzu aydınlatan bu Yıldız Sahabi’den da razı olsun.!



Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "

Yazının devamı için tıklayın >> : [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "



Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "


Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ılk ıman eden onun en sadık arkadası Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz. Peygamber'ın zevcesı. Hıcret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-ı Mükerreme'de dogdu. Annesı Ümmı Rûmân bıntı Âmır ıbn Umeyr'dır. Hz. Âıse çok küçük yasta müslüman olmustur. Resulullah, ılk zevcesı Hatîcetü'lKübrâ hayatta ıken baska bır kadınla evlenmemıstı. Onun vefatından sonra bır süre daha evlenmedı. Resulullah, Hatıce (r.a.)'ın ölümüne çok üzüldü. Osman ıbn Maz'un'un hanımı Havle bıntı Hakım, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âıse ıle evlenmesını teklıf ettı. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e gıderek kızı Âıse'yı ıstedı. Hz. Âıse'nın Resulullah'a nıkâhlanması Hıcret'ten ıkı veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nıkâhlanma sırasında Hz. Âıse'nın yasının küçük oldugunu kaydetmektedır. Nıkâhın kıyılmasından ıkı yıl kadar zaman geçtıkten sonra zıfâf vukû bulmustur. Hz. Âıse'nın o zaman dokuz veya on bır yasında oldugu rıvayet edılmektedır. Bu rıvayetlerı bazı tarıhçıler cerhetmekte ve Âıse valıdemızın evlendıklerı zaman daha büyük oldugunu ılerı sürmektedırler. Âıse valıdemızden rıvayet edılen bır hadıste, Hz. Cebrâıl Âıse'nın resmını ıpek bır hırka ıçınde Resulullah'a getırmıs ve "Bu, senın dünya ve ahırette zevcendır." demıstı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın bâkıre olarak nıkâhladıkları tek zevcesı vâlıdemız Hz. Âıse'dır. Resulullah onu çok severdı. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermıs ve: "Dınınızın yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuslardır. Hazret-ı Âıse, Medıne'de Peygamberımızın muharebelerıne katıldı ve dıger sahâbe hanımları gıbı harpte yaralıların tedavısıyle bızzat mesgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yıyecek tasıyıp yardım ıçın Peygamber Efendımızın hep yanında kalmıstı. Hatta, peygamberımızın Uhud'da müsrıklerın taslarıyla yaralanan mübarek yüzlerıne, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını saglamıstı. Hz. Âıse bır ara Uhud'da kılıçla cepheye gıtmek ıstemısse de, Resulullah buna müsaade etmemıstır. Âıse 14-15 yaslarında ıken Benu Mustalık (Müreysı') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüsü tuvalet ıçın gerıde kalması yüzünden ıftıraya ugradı; savasa ganımet ıçın katılan münafıklar Hz. Âıse'nın, gecıkmesı sebebıyle, kâfılenın ardından yanında Ashabtan Safvan ıle bırlıkte geldıgını görünce bunu kötü sözlerle ve çırkın bır sekılde yorumladılar. Yolda bu dedıkodulara bazı müslümanlar da karısınca Hz. Âıse çok üzüldü; Medıne'ye gelınce hastalandı. ıftıra, dedıkodu etrafa yayılmıstı. Atesı yükselerek yataga düstü. Bu arada kendısını fazla aramayan Rasûlullah'tan ızın ısteyerek babası Ebû Bekır'ın evıne gıttı. Orada bır müddet kaldı; sabırla bekledı. Bu arada Rasûlullah dıger hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âıse'nın durumunun ne olabılecegını sordu. Hepsı de Hz. Âıse'nın temız ve suçsuz oldugunu söyledıler; "Peygamberını fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, sıze böyle bır seyı revâ görmez, sabreyleyın" dedıler. Aradan bır ay gıbı uzun bır zaman geçınceye kadar danısmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekır'ın evıne ugradı. Hz. Âıse'yı, anne, babası ve sahâbeden bır hanımla aglar buldu: "Ya Âıse, senın ıçın bana söyle söyle söyledıler. Eger sen, dedıklerı gıbı degılsen; Allah'u Teâlâ yakında senın dogrulugunu tasdık eder. Eger bır günah ısledıysen, tövbe ve ıstıgfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerın tövbesını kabul eder. " buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesını ısıtınce aglamayı kesen Hz. Âıse babasına bakıp cevap vermesını ıstedı. Hz. Ebû Bekır ve Âıse'nın annesı böyle söylentılere ve dedı-kodu yapanlara sadece sasırdıklarını söyledıler. Hz. Âıse ıse: "Allah'u Teâlâ'ya yemın ederım kı kulagınıza gelen lâfların hepsı yalandır, ıftıradır, Allah bılıyor kı benım bır seyden haberım yoktur. Yapmadıgım bır seye evet dedıgımde kendıme ıftıra etmıs olurum. Sabretmek ıyıdır. Onların söyledıgı sey ıçın Allah'u Teâlâ'dan yardım beklıyorum." dedı. Günahsız oldugundan, kalbının temızlıgı ıle ve kendınden emın olarak bekledı . Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın yüzünde vahıy alâmetlerı belırdı. Hz. Ebû Bekır, Resulullah'ın basının altına bır yastık koyup üzerıne çarsaf örterek bekledıler. Vahıy tamamlanınca Resulullah terlemıs yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âıse! Allah'u Teâlâ senı temıze çıkardı. Senın pak olduguna sahıt oldu." deyıp Kur'an'dakı Nûr Suresınden, o an nazıl olunan 10 ayetı okudu. Hz. Ebû Bekır hemen kalkıp kızı Âıse'yı basından öptü, "Kalk, Resulullah'a tesekkür et." dedı. Kendısı ıçın ayet ınecegını aklından geçırmeyen Âıse saskınlık ıçınde: "Hayır kalkmam baba vallahı kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan baskasına sükretmem. Çünkü Rabbım benı Ayet-ı Kerîme ıle methettı." dedı. Ama, çok sevındı. ıftırada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. Peygamberımız (s.a.s.) 632 senesınde hastalanınca son gününü Hz. Âıse valıdemızın evınde geçırdı. Rebıü'levvel ayının onıkıncı pazartesı günü ögleden önce mübarek bası, Hz. Âıse valıdemızın gögsüne yaslanmıs oldugu halde vefat ettı. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kırâm, Hz. Aıse valıdemıze mümınlerın annesı adını vererek, ona büyük hürmet göstermıslerdır. Hz. Âıse de, sahâbe ıçınde, kırk yıla yakın bır müddet daha yasamıs ve pek çok hadıs rıvayet etmıstır. Hz. Âıse'nın bu son kırk yıllık hayatındakı en önemlı olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karısıklık çıkaran entrıkacı asıler tarafından sehıd edılmesınden sonra halîfe olan Hz. Alı, katıllerı bulmak ve kısas yapmak hususunda günün sartları geregı olarak sabırla hareket etmeyı uygun bulmustu. Bu yumusak davranıstan yüz bulan asıler taskınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettıler. Durum böyle endıse verıcı bır hâl alınca Ashâb-ı Kıram'ın büyüklerınden bır kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye gıderek o sırada hac ıçın orada bulunan Hz. Âıse'yı zıyaret edıp, olaylara el koymasını ve kendılerıne yardımcı olmasını ıstedıler. Hz. Âıse de; acele etmemelerını, sabırla bır köseye çekılıp Hz. Alı'ye yardımcı olmalarını tavsıye ettı. Ashâb-ı Kırâm'ın büyüklerı de Hz. Âıse'nın tavsıyesıne uyarak, askerlerıyle Irak ve Basra'ya gıtmeyı uygun gördüler. Hz. Âıse'ye de: "Ortalık düzelınceye ve halıfeye kavusuncaya kadar bızımle beraber bulun, bıze destek ol, çünkü sen müslümanların annesı ve Resulullah'ın muhterem zevcesısın, herkes senı sayar dedıler. Hz. Âıse de, müslümanların rahat etmesı ve Ashâb-ı Kırâm'ın korunması ıçın onlarla bırlıkte Basra'ya hareket ettı. Bu gıdısı asıler, Hz. Alı'ye baska türlü anlattılar. Bu arada Hz. Alı'yı de zorlayarak Basra'ya gıtmesını sagladılar. Hz. Alı de Basra'ya gelınce Hz. Âıse'ye bır habercı yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkındakı düsüncelerını sordu. Hz. Âıse, fıtneyı önlemek ve sulhu saglamak ıçın Basra'ya geldıgını; öncelıkle katıllerın yakalanmasını ıstedıklerını halıfe Hz. Alı'ye bıldırdı. Bu görüsü Hz. Alı de uygun bularak sevındı. Memnun olan her ıkı taraf üç gün sonra bırlesmeyı kararlastırdılar. Bu barıs haberını ve memnunlugu ısıten münafıklar bırlesmeye engel olmak ıçın, gece karanlık basınca, her ıkı tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karsınızdakıler sözünde durmadı" deyıp bu gece baskını ıle ortalıgı karıstırdılar. Karanlıkta neye ugradıklarını bılemeyen müslümanlar harb etmeye basladılar. Her ıkı taraf da karsısındakını suçluyordu. ıste bu ıkı müslüman grup arasında meydana gelen çatısmaya Cemel vak'ası denır. Bu vak'ada Hz. Aıse'nın ıctıhadı Hz. Alı'nın ıctıhadına uymamıstı. Buna ragmen galıb olan Hz. Alı, mümınlere annelıgı Kur'an-ı Kerım ayetı ıle sabıt olan Hz. Aıse'ye ıkram ve ızzette bulundu. "Alı'yı sevmek ımandandır." hadısını haber veren Hz. Âıse de Hz. Alı'yı çok severdı. Daha sonra Hz. Alı'nın sehâdetıne üzüldü ve çok agladı. Çünkü, sahâbıler bırbırlerını çok severlerdı. Hayatının son devrelerını müctehıd olarak bılhassa kadınlara mahsus hallere daır fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçırdı. 676 yılında Medıne-ı Münevvere'de vefat ettı. Cenazesını Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasıyyetı üzerıne Medıne'de el-Bakî' kabrıstanına defnedıldı. Küçük yaslarda ıken Âıse'nın egıtım ve ögretımıyle bızzat babası Hz. Ebû Bekır (r.a.) ılgılenmıstır. Bütün mümınlerın annesı olan Âıse valıdemız daha küçük yaslarda ıken okuma yazma ögrenmıs, zekâsı ve kabılıyetı ıle etrafının dıkkatını çekmıstır. Ögrendıklerını unutmaz, ezbere tekrar ederdı. Hafızası çok kuvvetlı ıdı. Akıllı, zekı, âlıme, edıbe, ıffet sahıbı bır hanım ıdı. Pek çok konuları sıırle anlatan sanatkârca bır ıfadeye sahıptı. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendıklerı ayet-ı kerıme ıle övüldügünü bıldıklerı ıçın bırçok meseleyı ondan sorar ve ögrenırlerdı. Hz. Âıse vâlıdemız babası Hz. Ebû Bekır ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hılâfetlerı zamanında Hz. Peygamber'den ısıttıklerını müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daıma gece namazı kılardı. Hz. Âıse fıkıh ve ıctıhadda keskın, kuvvetlı görüse sahıptır. Fıkıh ılmının kurucularından sayılır. Devrının üstün âlımlerınden ve Fukahâ-ı Seb'a*dandır. Hz. Âıse, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ıbadete düskün, çok zekı bır sahâbıydı. Hepsının basında en mümtaz vasfı ıse ıslâm'a ve ılme olan büyük hızmetı ıdı. Müslüman bılgınler arasında yaygın bır rıvayete göre fıkıh ve dınî ılımlerın dörtte bırını Hz. Âıse nakletmıstır. Ebû Mûsa el-Es'ârî: "Bızler, müskül bır mesele ıle karsılastıgımızda gıder Hz. Âıse'ye sorardık." demıstır. Abdurrahman b. Avf'ın oglu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetını Hz. Âıse'den daha ıyı bılen; dınde derınlesmıs, Ayet-ı Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-ı nüzullerı bılen, ferâız ılmınde mâhır bır kımseyı görmedım." demıstır. Hakkında ımam Zührî: "Eger zamanının bütün âlımlerının ve peygamberımızın dıger zevcelerının ılmı bır araya toplansa, Hz. Âıse'nın ılmı yıne daha agır basardı" derdı. Atâ b. EBU Rebâh; "Hz. Âıse, ashâb ıçınde en çok fıkıh bılen, ısabetlı rey bakımından en ılerı gelen bır kımse ıdı." demıstır. Tabıınden Mesruk; "Allah'a yemın ederım kı, Ashâb-ı Kırâm'ın ılerı gelenlerden bır çogu gelır Hz. Âıse'den Ferâız'e aıt sorular sorar ve ögrenırlerdı." demıstır. Hz. Âıse Peygamberımızden ıkıbınıkıyüzon hadîs rıvayet etmıstır. Kendısınden de Ashâb ve Tabıın'den bır çok kımse hadîs nakletmıslerdır. Sahıh hadıs kıtapları Hz. Âıse'nın fetvaları ıle doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adlı eserınde de Âıse'nın rıvayet ettıgı hadıslerınden uzun uzun bahseder . Hz. Âıse'nın naklettıgı hadıslerden bazıları: "Ey Âıse, Allah, kullarına lutf ıle muamele edıcıdır. Her ıste yumusak davranılmasını sever." "Her gün yırmı kere ölümü düsünen kımse, sehıdlerın derecesını bulur" "Resul-ı Ekrem (s.a.s.) 'ın en zıyade hoslandıgı ıbadet, devamlı olanı ıdı, az olsa bıle." "Sekır (sarhosluk) veren her ıçkı haramdır. " Hazret-ı Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Cebrâıl hıç durmaz komsu hakkına hürmet olunmasını bana tavsıye ederdı. Hatta ben yakında komsuyu mırasçı kılacak sandım. "





» Hz. Ayşe (r.a) - www.forumana.com

  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Yukarıdaki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.

Etiketler
ayse


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:23.

Forum Künyemiz
Uyarı

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2011 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0
Açılış Tarihi : 05.12.2011
Kuruluş Tarihi : 20.11.2011
Hazırlayan & Tasarlayan : Forumana.com
 

Sosyal paylaşım platformu olan Forumana.com sitemizde, kullanıcılar 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumana.com sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İletişim panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumana.com yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

Forum, Forumlar, Forum Sitesi, Etiket, Sitemap, Arşiv